|
Teheccüd Nemâzı Vakti:
Teheccüd nemâzını zarûret olmadıkca, elden
kaçırmamalıdır. [Teheccüd, gecenin [ya’nî,
şer’î gurûbdan imsâk vaktine kadar olan zemânın] üçde
ikisi geçdikden sonra, kılınan nemâza denir, imsâk
vaktinden önce kılınır. Teheccüd, uykuyu terk etmek
demekdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”
muhârebelerde bile, teheccüd kılardı. Kazâ nemâzları
olan, teheccüd zemânında, kazâ nemâzı kılmalıdır. Hem
kazâ borcu ödenir, hem de teheccüd sevâbına kavuşur.
Teheccüd ve diğer nâfile nemâzların nasıl
kılınacakları (İslâm ahlâkı) kitâbımızda
yazılıdır.] Birkaç gece kalkınca, artık âdet olur,
uyanırsınız. Teheccüd ve sabâh nemâzlarına uyanmak
isteyen, yatsıyı kılınca hemen yatmalıdır ve gece, boş
şeylerle uykusuz kalmamalıdır. Teheccüd zemânında
tevbe, istigfâr etmek, Allahü teâlâya ilticâ etmek,
yalvarmak, günâhlarını düşünmek, ayblarını,
kusûrlarını hâtırlamak, kıyâmetdeki azâbları düşünüp
korkmak, Cehennemin sonsuz acılarından titremek
lâzımdır. Afv ve magfiret için çok yalvarmalıdır. O
zemân ve her zemân yüz kerre (Estagfirullahel’azîm
ellezî lâ ilâhe illâ hüv el-hayyel kayyûme ve etûbü
ileyh) demeli ve ma’nâsını düşünerek söylemelidir.
[Azîm, zâtı ve sıfatları kemâlde demekdir. Kebîr, zâtı
kemâlde, celîl, sıfatları kemâlde demekdir.] Bunu
ikindi nemâzından sonra [tesbîhlerden ve düâdan sonra]
yüz def’a okumalıdır. Abdestsiz okunabilir. Hadîs-i
şerîfde buyuruldu ki, (Kıyâmetde, sahîfesinde çok
istigfâr bulunanlara, müjdeler olsun!). [Muhammed
Ma’sûm-i Fârûkî, ikinci cildin 80. ci mektûbunda
buyuruyor ki, (Belâlardan, sıkıntılardan kurtulmak
için, istigfâr okumak çok fâidelidir ve tecribe
edilmişdir. Ölümden başka, her derdden kurtarır. Eceli
gelenin de, ağrısız, sıkıntısız ölümüne yardım eder.
Her sıkıntıdan kurtaracağı ve rızkı artdıracağı,
hadîs-i şerîfde bildirildi. Her farz nemâzdan sonra,
bunu üç kerre okumalı ve yalnız (Estagfirullah)
diyerek yetmişe temâmlamalıdır).
Derdlerin, belâların gitmesi için, kalb ile istigfâr
okumak çok fâidelidir. Çok tecribe edilmişdir. Ölümden
başka her derdden kurtarır. [Eceli gelenin de,
ağrısız, sıkıntısız ölmesine yardım eder.] Çünki,
hadîs-i şerîfde, (İstigfâra devâm edeni, çok
okuyanı, Allahü teâlâ, derdlerden, sıkıntılardan
kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızklandırır)
buyuruldu. [(Merâkıl-felâh)daki hadîs-i şerîfde,
(Her nemâzdan sonra, üç kerre Estagfirullahel’azîm
ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etübü
ileyh okuyanın bütün günâhları afv olur) buyuruldu.]
Bu fakîr [Muhammed Ma’sûm] farz nemâzlardan sonra,
yetmiş kerre istigfâr okuyorum. Hadîs-i şerîfe uyarak,
üç def’a (Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ
huv el-hayyelkayyûme ve etûbü ileyh) okudukdan
sonra, gerisinde yalnız (Estagfirullah)
diyorum. Bunun ma’nâsı, (Beni afv et Allahım!)
demekdir.
Se’âdete kavuşmak için, üç şey lâzımdır:
1– Müslimân olmak lâzımdır.
Bir kerre (LÂ İLÂHE İLLALLAH MUHAMMEDÜN RESÛLULLAH)
diyen müslimân olur.
2– Müslimân olduğunu
tanıdıklara ve meleklere bildirmek için, (Eşhedü en
lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve
resûlüh) denir.
3– Kalbi temizlemek ve dünyâda
ve âhıretde se’âdete kavuşmak ve derdlerden,
belâlardan, hastalıkdan, düşman şerrinden ve sihr,
büyü ve cin çarpmasından kurtulmak, ni’metlere
kavuşmak için, her müslimânın, her gün kalb ile tevbe
etmesi ve bu tevbeyi söylemesi lâzımdır. Bunu
söylemeğe (İstigfâr) denir. Çok istigfâr
okumalıdır. İstigfâr, (Estagfirullah min külli mâ
kerihallah) veyâ kısaca (Estagfirullah)
demekdir.
İSTİGFÂR DÜÂSI:
Muhammed Ma’sûm hazretlerinin 2.ci cildi, 80.ci
mektûbundaki hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (İstigfâr
düâsına devâm edeni, Allahü teâlâ derdlerden kurtarır
ve ummadığı yerden rızklandırır). Bu fakîr, her
gün, farz nemâzlardan sonra, üç kerre istigfâr düâsı
okuyorum. İstigfâr düâsı, (Estagfirullahel’azîm,
ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel kayyûme ve etûbü
ileyh)dir.
İstigfâr düâsından sonra, Lâ ilâhe illâ ente
sübhâneke innî küntü minezzâlimîn ve ene abdin zâlimin
li nefsihî lâ yemlikü li nefsihî mevten velâ hayâten
velâ nüşûrâ. Hasbünallah ve ni’mel vekîl, ni’mel mevlâ
ve ni’men nasîr. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil
aliyyil azîm! okunur.
Hangi fırkadan olursa olsun, nefsine uyan ve kalbi
bozuk olan Cehenneme gidecekdir. Her mü’min nefsini
tezkiye için, küfrü ve günâhları temizlemek için, her
zemân çok (Lâ ilâhe illallah) ve kalbini
tasfiye için, ya’nî nefsden ve şeytândan ve kötü
arkadaşlardan ve zararlı bozuk kitâblardan gelmiş olan
küfrden ve günâhlardan kurtulmak için, (Estagfirullah
min külli mâ kerihallah) okumalıdır.
Ahkâm-ı islâmiyyeye uyanın düâları muhakkak kabûl
olur. İstigfârı ve istigfâr düâsını bütün gece okuyup,
uykusuz kalmamalıdır. İstigfârı ve bütün düâları,
ma’nâsını düşünmeden, temiz kalb ile söylemezse,
yalnız ağız ile söylerse, hiç fâidesi olmaz. İstigfârı
ağız ile üç kerre söyleyince, temiz kalb ile de
söylemeğe başlar. Günâh işlemekle kararmış olan kalbin
söylemesi için, ağız ile çok söylemek lâzımdır. Harâm
lokma yiyenin ve nemâz kılmayanın kalbi simsiyâh olur.
Böyle kalblerin söylemeğe başlaması için, istigfâr
düâsını üç kerre okumak ve sonra 67 kerre istigfâr
söylemek, ya’nî (Estagfirullah) demek lâzımdır.
Allahü teâlâ, (tevbe ve istigfâr edeni severim ve
günâhını afv ederim) buyuruyor. Tevbe, günâhı
işlediğine pişmân olmak, günâh işlemekden hemen vaz
geçmek ve bir dahâ yapmamağa karâr vermek ve afv
etmesi için Allahü teâlâya yalvarmakdır. Bu dört
şeyden biri noksan olan tevbe kabûl olmaz ve günâhı
afv edilmez. Tevbeden sonra günâhı tekrâr yaparsa,
tevbesi bozulmaz, yeniden günâha girer. Bunun için,
ayrıca tevbe etmesi lâzım olur. Hakîkî tevbesi yapılan
günâh, muhakkak afv olur. Tevbe yapılmıyan günâh için,
Allahü teâlâ, dilerse afv eder, dilerse azâb eder.
Alî bin Ebî Bekr, (Meâricülhidâye)de diyor ki,
(İstigfârlardan meşhûr olanı, Peygamberimizden haber
verilen, (Bir kimse, "Estagfirullahel’azîm ellezî
lâ ilâhe illâ hüverrahmanürrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî
la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbigfir lî" istigfâr
düâsını yirmibeş kerre okursa, odasında, âilesinde,
evinde ve şehrinde hiç kazâ, belâ olmaz)dir. Bunu
ayrıca her sabâh ve akşam da üç kerre okumalıdır. (Tergîb-üs-salât)
123.cü sahîfesinde yazılı hadîs-i şerîfde (Cum’a
günü sabâh nemâzından önce, üç kerre istigfâr düâsını,
ya’nî (Estagfirullahel’azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv
el-hayyel kayyûm ve etübü ileyh) okuyan kimsenin ve
anasının ve babasının günâhları afv olur)
buyuruldu. Her gün yatınca, (Yâ Allah, yâ Allah,
estagfirullah min külli mâ kerihallah) çok okuyup,
sonunda bir kelime-i tevhîd okumalıdır.
Duhâ ya’nî kuşluk vakti, hiç olmazsa iki rek’at nemâz
kılmak lâzımdır. Teheccüd ve kuşluk nemâzlarının en
çoğu oniki rek’atdir. [Nâfile nemâzlarda, gece iki
rek’atde, gündüz dört rek’atde selâm verilir.]
Hasen-i Basrî rahmetullahilbârî hazretleri rivâyet
ederler ki: Allahü teâlâ Tûr-i Sinâda, Mûsâ
aleyhisselâma buyurdu ki, (Yâ Mûsâ, benim için
ibâdet yap!) Mûsâ aleyhisselâm ise, yâ Rabbî! Sana
ne zemân ibâdet yapayım ki, huzûrunda kabûl olunsun?
diye arz edince, gecenin yarısında gece nemâzı kılması
emr olundu. Nitekim, Müzzemmil sûresinin ikinci
âyetinde meâlen, (Gecenin yarısında gece nemâz
kıl!) buyuruldu. [Böyle olmakla berâber, (Dürr-ül-muhtâr)
beşinci cildde buyuruyor ki, bir sâat ilm öğrenmek [ve
öğretmek] geceyi ibâdetle geçirmekden dahâ çok
sevâbdır.]
Gece yarısından sonra kılınan teheccüd nemâzı, gündüz
kılınan bin rek’atden dahâ fazîletlidir. İki rek’at
kazâ nemâzı kılmak da, teheccüd kılmakdan dahâ
efdaldir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem”
buyurdu ki: (Gece uyanınca, şu düâyı okuyan, her
istediğine nâil olur: “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ
şerîke leh, lehül mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ
külli şey’in kadîr sübhanellahi velhamdülillâhi ve lâ
ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete
illâ billahil aliyyil azîm.)
Seher
Vakti:
Seher vakti,
gecenin [ya’nî, şer’î gurûbdan imsâk vaktine kadar
olan zemânın] son altıda biridir). (Şir’at-ül-islâm)
şerhınde diyor ki, (Hadîs-i şerîfde, (Gece seher
vaktinde ve nemâzlardan sonra yapılan düâ kabûl
olunur) buyuruldu. Düâya hamd ve senâ ve
salevât ile başlamak ve sonunda iki avucu yüze sürmek
sünnetdir). Bu vaktlerde istigfar etmeği,
ağlamağı, Allahü teâlâya yalvarmağı ganimet
bilmelidir.
Resûl-i ekrem efendimiz buyuruyorlar ki: (Her kim
Ramezân-ı şerîf gecesi seher vaktinde kalkıp nemâz
kılmakla meşgûl olsa ve ibâdet etmeğe niyyet eylese,
kirâmen kâtibîn melekleri derler ki, Hak teâlâ
hazretleri sana rahmet eylesin, ömrünü bereketli
kılsın! Döşeği dahî der ki, Hak teâlâ hazretleri senin
ayağını sırat üzerinde muhkem eylesin ve selâmet ihsân
buyursun. Abdest alınca, su dahî der ki, Hak teâlâ
hazretleri, senin kalbini temiz eylesin! Nihâyet bu
kul nemâz kılmağa başlayınca, Hak teâlâ hazretleri
azamet-i şâniyle buyurur ki: “Ey benim kulum, ne
istersen iste! Dileğini yerine getireceğim.”)
[Geceleri ilmihâl öğrenmeli, kazâ nemâzlarını kılıp,
bitirmeli, sonra bu nemâzı kılmalıdır.]
(Dürer)de
diyor ki: (Seher vaktinde yinilen yemeğe sahûr denir.
Sahûru gecikdirmek belki insanın aczini gösterdiği
için sünnet olmuşdur. İbâdet, acz ve ihtiyâcı
göstermek demekdir.)
Binlerce top ve tüfek, yapamaz aslâ,
Gözyaşının seher vakti yapdığını.
Düşman kaçıran süngüleri, çok def’a,
Toz gibi yapar, bir mü’minin düâsı.
Dühâ
(Kuşluk) - İşrak Vakti:
Nehâr-ı şer’înin, ya’nî oruc zemânının dörtde birine,
ilmi-i nücûm âlimleri, ya’nî astronomi âlimleri, (Dühâ)
vakti diyor. Bu vakt, kerâhet zemânının sonudur. Din
âlimleri, bu vakte (İşrak vakti) ya’nî kuşluk
zemânının başladığı vaktdir, diyorlar. Dühâ vaktinde
güneş merkezinin üfk-ı hakîkîden irtifâ’ı beş
derecedir. Alt kenârı, üfk-ı mer’îden bir mızrak boyu
irtifâ’ındadır. Dühâ vakti Türkiyede, güneşin
tulû’undan (doğuşundan) takrîben 50 dakîka sonradır.
Bu iki vakt arasındaki zemân, (Kerâhet zemânı)dır.
Dühâ vakti olunca, hergün iki rek’at (İşrak nemâzı)
kılmak sünnetdir. Bu nemâza (Kuşluk nemâzı) da
denir. Bayram nemâzı da, bu vaktde kılınır. Duhâ ya’nî
kuşluk vakti, hiç olmazsa iki rek’at nemâz kılmak
lâzımdır. Teheccüd ve kuşluk nemâzlarının en çoğu
oniki rek’atdir. [Nâfile nemâzlarda, gece iki rek’atde,
gündüz dört rek’atde selâm verilir.]
Kuşluk [Dühâ] nemâzını terk etmemeli! Resûl-i
ekrem buyurdu ki: (Yâ Ebâ Hüreyre! Kuşluk nemâzını
terk etme! Cennetin bir kapısı vardır ki, ona “Dühâ
kapısı” derler. Bu kapıdan yalnız kuşluk nemâzı
kılanlar girer.) Her kim kuşluk nemâzını iki veyâ
dört rek’at kılarsa, zâkirler zümresine yazılır. Altı
veyâ sekiz rek’at kılsa, sıddîklar zümresine yazılır.
[Bu vaktlerde kazâ nemâzı kılan, hem borcundan
kurtulur, hem de bu sevâblara kavuşur.]
Boğularak, yanarak, garîb, kimsesiz olarak, dıvâr ve
enkâz altında kalarak ölenler ve ishâlden, tâ’ûndan
[sârî hastalıklardan], lohusalıkda, sar’a
hastalığında, Cum’a gecesinde ve gününde, din
bilgilerini öğrenmekde, öğretmekde ve yaymakda iken
ölenler ve âşık olup, aşkını, iffetini, nâmûsunu
saklarken ölenler, zulm ile habs olunup ölenler, Allah
rızâsı için müezzinlik yaparken, islâmiyyete uygun
ticâret yaparken, çoluk çocuğuna din bilgisi
öğretirken ve ibâdet yapmaları için çalışırken vefât
edenler, hergün yirmibeş kerre (Allahümme bârik lî
filmevt ve fî-mâ ba’d-el-mevt) okuyanlar, Duhâ
ya’nî kuşluk nemâzı kılanlar, her ay üç gün oruc
tutanlar, yolculukda da vitr nemâzını terk etmiyenler,
ölüm hastalığında, kırk kerre (Lâ ilâhe illâ ente
sübhâneke innî küntü min-ez-zâlimîn) okuyanlar,
her gece Yasîn okuyanlar, abdestli olarak yatanlar,
devâmlı olarak mudârâ edenler [ya’nî dîni korumak için
dünyâlık verenler], gıdâ maddeleri getirip ucuza
satanlar, soğukda gusl abdesti alınca hastalanıp
ölenler, her sabâh veyâ akşam devâmlı olarak üç kerre
(E’ûzü billâhissemî’il’alîmi mineş-şeytânirracîm)
ile (Haşr) sûresinin sonunu [Hüvallahüllezî..yi]
okuyanlar (Âhıret şehîdi) olurlar. [Hiç harâm
lokma yimemiş, (Takvâ ehli) çürümez. Başka
sebeble çürümemenin, şehîdlik ile alâkası yokdur.]
Dahve
Vakti:
Nehâr-ı şer’înin yarısına (Dahve-i kübrâ) vakti
denir. İstanbulda, 13 Ağustosda, fecr vakti, 3 sâat 9
dakîka, gurûb vakti 19 sâat 13 dakîka olduğundan şer’î
gündüz müddeti 16 sâat 4 dakîka ve müşterek zemâna
göre, Dahve-i kübrâ vakti 8.02+3.09 = 11 sâat 11
dakîka olur. Yaz sâatine göre ise, 12 sâat 11 dakîka
olur. Yâhud, gurûb ve imsâk vaktleri toplamının
yarısıdır.
Dört mezheb âlimleri sözbirliği ile bildiriyorlar ki,
oruca fecr-i sâdık denilen beyâzlığın, üfk-ı zâhirî
hattının bir noktasında ağarması ile başlanır. (Mültekâ)
kitâbında buyuruyor ki: (Oruc, fecrin ağarmasından,
güneş batıncaya kadar, yimeği, içmeği ve cimâ’ı terk
etmekdir. Bir gün evvel güneş batmasından, oruc günü
(Dahve-i kübrâ)ya kadar, Ramezân orucuna kalb
ile niyyet etmek de farzdır. Belli gün olan adak
orucunun ve nâfile orucun niyyet zemânı da böyledir.
Hergün ayrı niyyet etmek lâzımdır. Ramezân orucuna
niyyet ederken, Ramezân demeyip, yalnız oruc demek
veyâ nâfile oruc demek de câizdir. Dahve-i kübrâ
vakti, oruc müddetinin ya’nî şer’î gündüz müddetinin
yarısıdır ki, zevâl vaktinden öncedir. Bu iki vaktin
arasındaki zemân farkı, güneşin tulû’ vakti ile fecr
ya’nî imsâk vakti arasındaki zemân farkının ya’nî
(Hisse-i fecr)in yarısı kadar dakîkadır.
Ramezânda fecrden evvel niyyet etmiyen kimse, dahveden
önce oruc bozacak birşey yaparsa, iki imâma göre, hem
kazâ, hem de keffâret lâzım olur. Çünki, niyyet ederek
oruc tutmak imkânı mevcûd iken, bu imkânı kaçırmışdır.
İmâm-ı a’zama göre ise, yalnız kazâ lâzım olur. Dahve
vaktinden sonra yir, içerse, üç imâma göre de,
keffâret lâzım olmaz. Yani, ramezân-ı şerîf orucuna
niyyet etmenin son vakti, (Dahve-i kübrâ)
vaktidir.
İsfirâr-ı şems Vakti:
Güneşin ön [alt] kenârının zâhirî üfuk hattına bir
mızrak boyu yaklaştığı, ya’nî merkezinin hakîkî
üfukdan 5 derece irtifâ’da olduğu vakte, (İsfirâr
Vakti) veyâ (İsfirâr-ı şems Vakti) denir.
İkindi vakti isfirâr vaktine kadardır. İkindi
nemâzını güneş sarardıkdan sonra, ya’nî alt [ön]
kenârı zâhirî üfuk hattına bir mızrak boyu
yaklaşıncaya kadar gecikdirmek harâmdır. Bu vakt, üç
kerâhet vaktinin üçüncüsüdür. Fekat ikindi nemâzı bu
vakte kalmışsa, mutlaka farzı kılınmalı ve kazaya
bırakılmamalıdır.
Üzerindeki gölge ve ziyâlı (aydınlık)
kısmları, isfirâr zemânında, çıplak gözle tefrîk
(fark) edilemiyecek uzaklıkdaki tepe, o mahallin
tepesi değildir. Güneşin batmasındaki kerâhet
zemânı, tozsuz, dumansız, berrak bir havada, ziyânın
(ışığın) geldiği yerlerin veyâ kendisinin bakacak
kadar sararmağa başladığı vaktden batıncaya kadar
olan zemân demekdir. Bu zemâna, (İsfirâr-ı şems)
zemânı da denir. Bu zemânın mikdârı, İstanbul
gibi arzı 41 derece olan mahaller için, 37 dakîka
ile 42 dakîka arasında değişmekdedir. Ortalama
olarak 40 dakîkadır. Bu zemânın evvel vaktine
(İsfirâr-ı şems) veyâ (Kerâhet vakti)
denir. Güneş batarken, yalnız o günün ikindisi
kılınır. Fekat, ikindiyi isfirâr vaktine gecikdirmek
tahrîmen mekrûhdur. Vakt çıkmadan, hanefîde iftitâh
tekbîri alınca, mâlikîde ve şâfi’îde ise, bir rek’at
kılınca, nemâzı vaktinde kılmış olur. İkindiyi
kılarken güneş batarsa, bu nemâz sahîh olur. İşrak
vaktleri hesâb edilirken, ihtiyât olarak, Temkin
zemânı kadar sonraya alınmış, isfirâr vaktleri
değişdirilmemişdir. Ezânî veyâ mahallî veyâ müşterek
vasatî zemânlara göre tulû’ vakti ile gurûb vakti
toplamından, takvîmde yazılı olan işrak vaktinin
temkin noksanı çıkarılınca da, İsfirâr-ı şems vakti
olur.
Güneşin batmasındaki kerâhet zemânının son
vakti, gurûb (batma) vaktidir. Tahtâvî,
(Merâkıl-felâh) hâşiyesinde diyor ki, (Şemsin
(güneşin) gurûb etmesi, üst kenârının üfk-ı zâhirî
hattından gayb olduğunu görmek demekdir. Üfk-ı
hakîkîden gayb olması değildir). Güneşin üfk-ı
zâhirî hattından batması, üfk-ı sathîden gurûb
etmesi demekdir. İkindiyi kılamayan, akşamı
kıldıktan ve orucunu bozdukdan sonra, tayyâre ile
garb (batı) tarafına giderek, güneşi görse, ikindiyi
edâ ve güneş batınca akşamı i’âde ve bayramdan sonra
orucunu kazâ eder. Tepeler, binalar ve bulutlar
sebebiyle zâhirî gurûb görülemeyen yerlerde, gurûb
vaktinin şarktaki tepelerin kararmasıyla
anlaşılacağı hadîs-i şerîfte bildirilmiştir. Yani,
gurûbu göremeyenler için gurûb, şark (doğu)
tarafındaki tepelerin kararmasıdır. O mahallin en
yüksek yerinde bulunanların gördükleri zâhirî
gurûbdur. Yani, şer’î üfukdan olan gurûbdur. Gurûbu
göremeyenler için (Şer’i gurûb) vaktinin
mu’teber olduğu, (Mecma’ul-enhür) ve şâfi’î
(El-envâr li-a’mâlil ebrâr) kitâblarında da
bildirilmekte olup, hesâb ile bulunur.
İştibâk-i nücûm Vakti:
Akşam nemâzı, şemsî ve şer’î gecenin başlaması ile
birlikde başlar. Akşam nemâzının vakti, şafak
kararıncaya, ya’nî garbda, iki imâma ve diğer üç
mezhebe göre, kırmızılık gayb oluncaya veyâ İmâm-ı
a’zama göre, bundan iki derece sonra, beyâzlık gayb
oluncaya kadar devâm eder. Akşam nemâzını, vaktin
evvelinde kılmak sünnetdir. (İştibâk-i nücûm)
vaktinden, ya’nî yıldızlar çoğaldıkdan, ya’nî güneşin
arka kenârının üfk-ı zâhirî hattı altına on derece
irtifâ’a indikden sonraya bırakmak harâmdır. Bu vakt
ile gurûb vakti arasındaki zemân, İstanbul gibi, arzı
41 derece olan mahaller için, bir senede, 53 ile 67
dakîka arasında değişmekdedir. Hastalık, seferî olmak,
hâzır ta’âmı yimek için, yıldızlar çok görülünceye
kadar gecikdirilebilir.
Gecenin Üçde Biri Vakti:
Cemâ’at ile öğle nemâzını, yazın sıcakda geç, kış
günleri ise, erken kılmak müstehabdır. Akşam nemâzını
her zemân erken kılmak müstehabdır. Yatsıyı, şer’î
gecenin üçde biri oluncaya kadar geç kılmak
müstehabdır. Gecenin yarısından sonraya bırakmak
tahrîmen mekrûhdur. Mâlikîde de yatsıyı fecre kadar
kılmak sahîh ise de, şer’î gecenin üçde birinden
sonra kılmak günâhdır. Bu gecikdirmeler, hep cemâ’at
ile kılanlar içindir. Evinde yalnız kılan, her nemâzı
vakti girer girmez kılmalıdır.
Gece
Yarısı Vakti:
Yatsı nemâzının vakti, İmâmeyne göre, işâ-i evvelden,
ya’nî garbdaki zâhirî üfuk hattı üzerinde kırmızılık
gayb oldukdan sonra başlar. Diğer üç mezhebde de
böyledir. İmâm-ı a’zama göre, işâ-i sânîden, ya’nî
beyâzlık gayb oldukdan sonra başlar. Şer’î gecenin
sonuna, ya’nî Fecr-i sâdıkın ağarmasına kadardır.
[Güneşin üst kenârı, zâhirî üfukdan 17 derece irtifâ’a
inince kırmızılık, 19 derece inince, beyâzlık gayb
olur.] Şâfi’î mezhebinde yatsı nemâzının âhır vakti,
şer’î gecenin, ya’nî gurûb ile fecr-i sâdık arasındaki
zemânın yarısına kadar diyenler vardır. Yatsıyı,
şer’î gecenin yarısından sonra kılmak, bunlara
göre câiz değildir. Hanefîde ise, mekrûhdur. Öğle ve
akşam nemâzlarını iki imâmın bildirdiği vaktlerde
kılamıyan, kazâya bırakmayıp, İmâm-ı a’zamın kavline
göre edâ etmeli, bu takdîrde, o gün ikindi ve yatsı
nemâzlarını da, İmâm-ı a’zama göre kılmalıdır.
Kerâhet Vaktleri:
NEMÂZ KILMASI TAHRÎMEN MEKRÛH, YA’NÎ HARÂM OLAN ZEMÂN
ÜÇDÜR: Bu üç vakte, (Kerâhet zemânı) denir. Bu
üç vaktde başlanan farzlar sahîh olmaz. Nâfileler
sahîh olursa da, tahrîmen mekrûh olur. Bu üç vaktde
başlanan nâfileleri bozmalı, başka zemânlarda kazâ
etmelidir. Bu üç vakt: Güneş doğarken, batarken ve
Nısf-ün-nehâr dâiresi üzerinde, [zevâl vaktinde] ya’nî
gündüz ortasında ikendir. Burada, güneşin doğması, üst
kenârının zâhirî üfuk hattından görünmeğe başlayıp,
bakamıyacak kadar parlamasına ya’nî (Dühâ vakti)ne
kadar olan zemândır. Dühâ vaktinde güneş merkezinin
üfk-ı hakîkîden irtifâı beş derecedir. Alt kenârı üfk-ı
mer’îden bir mızrak boyu irtifâındadır. Dühâ vakti,
güneşin tulû’undan (doğuşundan) Türkiyede takrîben 40
dakîka sonradır. Bu iki vakt arasındaki zemân, ya’nî
tulû’ ve dühâ vaktleri arasındaki zemân, (Kerâhet
zemânı)dır. Dühâ vakti olunca, iki rek’at (İşrak
nemâzı) kılmak sünnetdir. Bu nemâza (Kuşluk
nemâzı) da denir. Bayram nemâzı da, bu vaktde
kılınır.
Nemâz vaktleri hesâb edilirken, bir mahaldeki muhtelif
yüksekliklerin muhtelif zâhirî üfuk hatlarına göre
olan muhtelif zâhirî irtifâ’lar yerine, o mahallin
sâbit olan şer’î üfkuna göre şer’î irtifâ’ları hesâba
katmak lâzımdır. Buna göre, şer’î zevâl vakti, güneşin
ön ve arka kenârlarının, tulû’ ve gurûb mahallerindeki
şer’î üfuklardan gâye irtifâ’ında oldukları iki vakt
arasındaki zemân olup, o şehrdeki temkin zemânının iki
misli bir zemândır. 1 mayısda, İstanbulda hakîkî zevâl
vaktinde güneşin merkezinin hakîkî üfka nazaran gâye
irtifâ’ı 49 + 14,92 = 63,92 derecedir. Bu irtifâ’,
tulû’ ve gurûb etdiği hakîkî üfuklara göre aynıdır. Bu
irtifâ’ için fadl-ı dâir zemânı, H = 0 dakîkadır.
Hakîkî zemâna göre hakîkî zevâl vakti, her zemân ve
her yerde sâat 12 dedir. Tulû’ mahallindeki şer’î üfka
nazaran gâye irtifâ’ına göre şer’î zevâl vaktinin
başlaması, 12 den temkin zemânı evveldir. Gurûb
mahallindeki şer’î üfukdan olan gâye irtifâ’ına göre
şer’î zevâl vaktinin bitmesi, hakîkî zevâl vaktinden
Temkin zemânı sonradır. Ya’nî, İstanbul için şer’î
zevâl vakti, hakîkî sâat 12 den 10 dakîka evvel
başlar. Müşterek zemâna göre şer’î zevâl zemânının
evveli, Ta’dîl-i zemân + 3 dakîka olduğu için, 11 sâat
51 dakîka, sonu 12 sâat 11 dakîka olur. Yaz sâatine
göre ise, 13 sâat 11 dakîka olur. Güneşi görmiyenler
için, takvîmlerde yazılı olan (Zuhr vakti), bu zemân
başlar. Aradaki yirmi dakîkalık zemân, İstanbul için
zevâl vakti, ya’nî (Kerâhet vakti) olur.
Güneşin batması, tozsuz, dumansız, berrak bir havada,
ziyânın geldiği yerlerin veyâ kendisinin bakacak kadar
sararmağa başladığı vaktden batıncaya kadar olan zemân
demekdir. Bu vakte (İsfirâr-ı şems) zemânı
denir. İşrak vaktleri hesâb edilirken, ihtiyât olarak,
Temkin zemânı kadar sonraya alınmış, isfirâr vaktleri
değişdirilmemişdir. Nemâzı gündüz ortasında kılmak,
ilk veyâ son rek’atinin gündüz ortasına rastlaması
demek olduğu, Tahtâvînin (Merâkıl-felâh)
hâşiyesinde ve (İbni Âbidîn)de yazılıdır.
İkindi nemâzının vakti, öğle vakti bitince başlıyarak,
güneşin arka kenârı üfk-ı zâhirî hattından batıp, gayb
olduğu görülünciye kadar ise de, güneş sarardıkdan
sonra, ya’nî alt [ön] kenârı üfk-ı zâhirî hattına bir
mızrak boyu yaklaşınca, her nemâzı kılmak ve ikindiyi
bu vakte gecikdirmek harâmdır. Fekat ikindi nemâzı bu
vakte kalmışsa, mutlaka farzı kılınmalı ve kazaya
bırakılmamalıdır.
Güneşin veyâ ziyâsının geldiği yerlerin sararması,
merkezinin üfk-ı hakîkîye beş derece irtifâ’a geldiği
vakt başlar. Bu vakte (İsfirâr vakti) veyâ
(Kerâhet vakti) denir. Bu vakt, üç kerâhet
vaktinin üçüncüsüdür. Türkiyede şehrlerde ikindi
ezânları, iki imâma göre okunduğundan, ikindi nemâzını,
bu ezândan, kışın 36 dakîka, yazın ise 72 dakîka sonra
kılmalıdır ki, böylece İmâm-ı a’zama da uyulmuş olur.
Arz derecesi 40 ile 42 arasındaki mahallerde, ocak
ayından başlıyarak, her ay için 6 dakîka, 36 ya ilâve,
kışa doğru temmuz ayından başlıyarak, 72 den tarh
edilince, bu aydaki iki asr vakti arasındaki zemân
farkı olur.
Kıble
Sâati Vakti:
Harîta üzerinde bir şehr ile, Mekke şehri arasında
çizilen doğruya (Kıble hattı) denir. Bu hat,
kıble istikametini gösterir. Güneş bu hat üzerine
gelince, (Kıble sâati) olur. Bu hat ile bu
şehrden geçen tûl dâiresi arasındaki zâviyeye
(Kıble açısı) denir. Bir şehrin kıble istikameti,
tûl ve arz derecelerine tâbi’dir. Şimâl nısf kürede,
zevâl vaktinde, güneşin bulunduğu cihet yâhud mahallî
zevâlî zemâna ayârlı bir sâat makinesi üfkî olarak
yüzü semâya doğru ve akrebi güneşe doğru tutulunca,
akreb ile oniki rakamı arasındaki zâviyenin orta hattı
[açı ortayı], takrîben cenûbu gösterir. Meyl-i şems ve
ta’dîl-i zemân sıfıra ne kadar yakın ise netîce o
kadar hassas olur. İstanbulun kıble istikameti iki yol
ile bulunur: 1- Kıble açısı ile. 2- Kıble sâati ile.
1- Bir şehrden geçen tûl dâiresinin
istikâmetinden, ya’nî cenûb cihetinden Kıble açısı
kadar şarkına dönülürse, Kıbleye dönülmüş olur.
2- Güneş senede iki kerre tam Kâ’benin üstüne
gelir. Bu günlerde, bütün dünyâda bu ânda (kıble sâati
vaktinde), güneşe dönen kıbleye dönmüş olur.
[Kıble cihetini anlamak için, güneş gören bir yere bir
çubuk dikilir. Yâhud, bir ipin ucuna anahtar, taş gibi
birşey bağlanıp sarkıtılır. O günkü takvîm yaprağında
yazılı (Kıble sâati) vaktinde, çubuğun, ipin
gölgeleri, kıble istikâmetini, güneşin bulunduğu yer
de, kıble cihetini gösterir. Güneş, gölgenin kıble
tarafındadır.]
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İNTERNETTEN BU VAKTLER HAKKINDA DAHA TEFERRUATLI BİLGİ
ALMAK İÇİN:
Bilgi almak istediğiniz kelimeyi tıklayınız.
İnternetteki "Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye" kitâbının
alâkalı sahîfesine ulaşırsınız. (Sonraki İsâbet) veya
(Önceki İsâbet) butonuna basarak, diğer bilgilere
ulaşabilirsiniz.
İstikbâl-i kıble
İctima' Vakti
Kerâhet Vaktleri
Dühâ (Kuşluk) Vakti
-
İşrak
Vakti
Zevâl Vakti
İsfirâr-ı şems Vakti
İştibâk-i nücûm Vakti
Evvâbîn Nemâzı
Teheccüd Vakti
Seher Vakti
Fecr-i sâdık
Şafak
Meyl-i şems
Rub’-ı dâire
Temkin |