Öğle ve ikindi vaktlerini kolayca bulmak için, Muhammed Ma’sûm-i
Fârûkî Serhendînin sohbetinde yetişmiş Abdülhak Sücâdilin
fârisî (Mesâil-i şerh-i Vikâye) kitâbının Hindistânda
1294 [m. 1877] baskısında diyor ki:
(Güneş gören düz bir yere, bir dâire çizilir. Bu
dâireye (Dâire-i hindiyye) denir. Dâirenin ortasına,
dâire kutrunun [çapının] yarısı kadar uzun, düz bir çubuk
dikilir. Çubuğun tepesi dâirenin üç muhtelif noktasından aynı
uzaklıkda olmalıdır ki, tam dik olsun! Bu dik çubuğa
(Mikyâs) denir. Bu mikyâsın gölgesi, öğleden evvel,
dâirenin dışına kadar uzundur ve garb tarafındadır. Güneş
yükseldikce, ya’nî irtifâ’ı artdıkça gölge kısalır. Gölgenin
ucu, dâireye girdiği noktaya işâret konur. Öğleden sonra,
dâirenin şark tarafından dışarı çıkdığı noktaya da bir işâret
konur. Bu iki işâret arasında kalan kavsin [yayın] ortası ile,
dâirenin merkezi arasına düz bir hat çizilir. Bu hat, o
mahallin (Nısf-ün-nehâr hattı) olur.) Nısf-ün-nehâr
hattının istikâmeti, şimâl ve cenûb cihetlerini gösterir.
Güneşin ön kenârı, o mahallin, üfk-ı zâhirî hattından, gâye
irtifâ’ına gelince, (Zâhirî zevâl vakti) başlar. Bundan
sonra, gölgenin kısaldığı his edilmez. Bundan sonra, güneşin
merkezi, Nısf-ün-nehâra gelerek, hakîkî üfukdan gâye
irtifâ’ında olur. Bu vakt, (Hakîkî zevâl vakti)dir.
Hakîkî zevâl vaktinde, vasatî sâat ile, zevâl vaktleri, arz
dereceleri ile değişmez. Güneş, buradan ayrılırken, gölge de
Nısf-ün-nehâr hattından ayrılır, fekat his edilmez. Arka
kenâr, üfk-ı zâhirî hattının gurûb mahalline nazaran, zâhirî
gâye irtifâ’ına inince, zâhirî zevâl vakti biter. Bu vakt
(Zâhirî zuhr vakti) başlar. Gölgenin uzamağa başladığı
görülür. Gölge boyunun değişmediği zemânın ortası (Hakîkî
zevâl vakti) dir. Londrada teleskoplarla, güneşin
merkezinin meridiyenden geçiş ânı görülerek, zevâlî sâatler
ayar edilmekdedir. Bu mer’î hakîkî zevâl vaktinde, hakîkî sâat
12 dir. Bu 12 ile ta’dîl-i zemânın cebrî toplamı, mahallî sâat
makinesinde o günün (vasatî sâat) başlangıcı ya’nî 12
si olur. Hesâb ile bulunan riyâdî vaktler, sâat
makinelerindeki mer’î vaktleri de gösterir. En kısa gölge
uzunluğuna (Fey-i zevâl) denir. Fey-i zevâl, arz ve
meyl derecelerine göre değişir.
Pergel, fey-i zevâl boyu kadar
açılır. Bir ayağı, nısf-ün-nehâr hattının dâireyi kesdiği
noktaya konur. Diğer ayağının nısf-ün-nehâr hattının dâire
dışındaki kısmını kesdiği nokta ile merkez arasındaki mesâfe
nısf kutr olmak üzere, ikinci bir dâire çizilir. Mikyâsın
gölgesi bu ikinci dâireye geldiği vakt, (Zâhirî asr-ı evvel
vakti) olur. İkinci dâireyi hergün yeniden çizmek
lâzımdır. Fey-i zevâl, yalnız öğle ve ikindi nemâzlarının
vaktlerini bulurken kullanılır. Başka vaktleri bulurken
kullanılmaz.