|
Sabâh nemâzının vakti:
Bir mahalde, (Sabâh
nemâzının vakti), dört mezhebde de, (şer’î
gece)nin sonunda başlar. Ya’nî, (Fecr-i sâdık)
denilen beyâzlığın şarkdaki üfk-ı zâhirî hattının bir
noktasında görülmesi ile başlar. Oruc da, bu vaktde
başlar. Fecr vaktinin irtifâ’ını bulmak için, berrak
bir gecede, üfk-ı zâhirî hattına ve sâatimize bakıp,
fecr vakti anlaşılır. Bu vakt, muhtelif irtifâ’lar
için, hesâb ile bulunan vaktlerden hangisine uyarsa, o
vaktin hesâbında kullanılan irtifâ’, fecr irtifâ’ı
olur. Şafak irtifâ’ı da böyle bulunur. İslâm âlimleri
asrlardan beri, fecr irtifâ’ının -19 derece olduğunu
anlamışlar, diğer rakamların doğru olmadığını
bildirmişlerdir. Avrupalılar, beyâzlığın yayılmasına
fecr diyor. Bu fecrin irtifâ’ı -18 derecedir diyorlar.
Müslimânların, din işlerinde, hıristiyanlara ve
mezhebsizlere değil, islâm âlimlerine uyması lâzımdır.
Sabâh nemâzının vakti, (Şemsî gece)nin sonunda
temâm olur. Ya’nî, güneşin ön [üst] kenârının, o
mahaldeki, üfk-ı zâhirî hattından doğduğu görülünceye
kadardır.
Sabâh nemâzını her mevsimde
(İsfâr) etmek, ya’nî ortalık aydınlanınca
kılmak müstehabdır. Cemâ’at ile öğle nemâzını, yazın
sıcakda geç, kış günleri ise, erken kılmak müstehabdır.
Akşam nemâzını her zemân erken kılmak müstehabdır.
Yatsıyı, şer’î gecenin ya’nî gurûbdan fecre kadar olan
zemânın üçde biri oluncaya kadar geç kılmak
müstehabdır. Gecenin yarısından sonraya bırakmak
tahrîmen mekrûhdur. Bu gecikdirmeler, hep cemâ’at ile
kılanlar içindir. Evinde yalnız kılan, her nemâzı
vakti girer girmez kılmalıdır. (Künûz-üd-dekâık)da
yazılı ve Hâkimin ve Tirmüzînin bildirdikleri hadîs-i
şerîfde, (İbâdetlerin en kıymetlisi, evvel vaktinde
kılınan nemâzdır) buyuruldu. (İzâlet-ül hafâ)nın
beşyüzotuzyedinci sahîfesinde yazılı, (Müslim)
kitâbındaki hadîs-i şerîfde, (Bir zemân gelecek,
âmirler, imâmlar, nemâzı öldürecekler, vaktinden
sonraya bırakacaklardır. Sen, nemâzını vaktinde kıl!
Senden sonra, cemâ’at olurlarsa, onlarla da, tekrâr
kıl! İkinci kıldığın nâfile olur) buyuruldu.
İkindiyi ve yatsıyı, İmâm-ı a’zamın kavline göre
kılmak ihtiyâtlı olur. Uyanamayan, vitri yatsıdan
hemen sonra kılmalıdır. Yatsıdan evvel kılarsa, sonra
tekrâr kılar. Uyanabilen ise, gecenin sonunda
kılmalıdır.
Fecr vakti ile tulû’ vakti
arasındaki zemâna (Hisse-i fecr) denir. Şafak
vakti ile gurûb vakti arasındaki zemâna (Hisse-i
şafak) denir.
Öğle nemâzının vakti:
Güneşi görenler için, (Zâhirî zuhr
vakti), ya’nî (öğle nemâzının zâhirî vakti),
kullanılır. Bu mer’î vakt, güneşin arka kenârı
zâhirî zevâl mahallinden ayrılırken başlar. Güneş, her
mahallin sathî üfkundan, ya’nî gördüğümüz (Zâhirî
üfuk hattından) doğar. Önce, ön kenârı, sathî
üfukdan, ya’nî gördüğümüz (Zâhirî üfuk hattından)
gâye irtifâ’ına gelince, bu yüksekliğe mahsûs olan,
semâdaki (Zâhirî zevâl mahalli dâiresi) ne gelerek,
(Zâhirî mer’î zevâl vakti) başlar. Yere amûd [dik]
olan bir çubuğun gölgesinin kısaldığı his edilmez
olur. Sonra güneşin merkezi, o mahallin semâdaki nısf-ün-nehâr
[gündüz müddetinin ortası] dâiresine yükselince, ya’nî
hakîkî üfka nazaran, gâye irtifâ’ında olunca,
(Hakîkî mer’î zevâl vakti) olur. Bundan sonra,
arka kenârın, o mahallin, üfk-ı sathîsinin garb
tarafından gâye irtifâ’ına indiği vakt, (Zâhirî
zevâl vakti) biterek, gölgenin uzamağa başladığı
görülür ve (Zâhirî mer’î zuhr vakti) olur.
Güneş, zâhirî zevâl vaktinden hakîkî zevâl vaktine
yükselirken ve buradan zâhirî zevâl vaktinin sonuna
alçalırken, güneşin ve gölgenin hareketleri his
edilmez. Çünki mesâfe ve zemân pek azdır. Dahâ sonra,
arka kenâr, üfk-ı sathî hattının garb tarafından gâye
irtifâ’ına inince, (Zâhirî mer’î zevâl vakti)
temâm olup, (Şer’î mer’î zuhr vakti) başlar. Bu
vakt, hakîkî zevâl vaktinden (Temkin) zemânı
sonradır.Çünki, hakîkî ve şer’î zevâl vaktleri
arasındaki zemân farkı, hakîkî ve sathî üfuklar
arasındaki zemân farkı kadar olup, bu da, (Temkin)
zemânıdır. Zâhirî vaktler, çubuğun gölgesinden
anlaşılır. Şer’î vaktler, çubuğun gölgesinden
anlaşılmaz. Hesâb ile hakîkî zevâl vakti bulunup, buna
temkin ilâve edilerek, riyâdî şer’î zevâl vakti olur.
Takvîmlere yazılır. Zuhr vakti, asr-ı evvele kadar,
ya’nî her şeyin gölgesi, hakîkî zevâl vaktindeki
uzunluğundan, kendi boyu mikdârı veyâ asr-ı sâniye
kadar, ya’nî boyunun iki misli uzayıncaya kadar devâm
eder. Birincisi, iki imâma ve diğer üç mezhebe göre,
ikincisi, İmâm-ı a’zama göredir.
(Mecma’ul-enhür) de
ve (Riyâd-un-nâsıhîn)de diyor ki, (Zuhr vakti,
güneşin zevâlinden başlar. Ya’nî, arka kenârı, üfk-ı
zâhirî hattından, gâye irtifâ’ına yükseldiği mahalden,
alçalmağa başlayıncadır. Zevâl vaktini anlamak için,
bir çubuk dikilir. Çubuğun gölgesinin kısalması
durunca, ya’nî kısalmaz ve artmaz ise, (Zevâl
vakti)dir. Bu vaktde nemâz kılmak câiz değildir.
Gölge uzamağa başlayınca, zevâl vakti temâm olur).
Kitâbda bildirilen gâye irtifâ’ı, hakîkî üfka nazaran
olan irtifâ’lar değildir. Ön kenârın, üfk-ı sathîden,
ya’nî üfk-ı zâhirî hattının şark tarafından gâye
irtifâ’ına yükseldiği ve arka kenârın, üfk-ı sathîden,
ya’nî zâhirî üfuk hattının garb tarafına nazaran gâye
irtifâ’ına indiği iki mahal bildirilmekdedir. Çünki,
vakt ta’yîninde hakîkî üfkun değil, zâhirî üfuk
hattının kullanılacağı (İmdâd) hâşiyesinde
yazılıdır. Güneşin ön kenârı, üfk-ı sathîden ya’nî üfk-ı
zâhirî hattından gâye irtifâ’ına yükselince (zâhirî
zevâl vakti) başlar. Arka kenârı üfk-ı sathîden, ya’nî
üfk-ı zâhirî hattının gurûb mahalline nazaran zâhirî
gâye irtifâ’ından alçalmağa başlarken, zâhirî zevâl
vakti temâm olur ve zâhirî zuhr vakti olur. Bu vaktde
mikyâsın gölgesi, his edilemiyecek kadar az uzamışdır.
İkindi nemâzının zâhirî vakti, bu gölge, çubuk boyu
kadar uzayınca başlar. Hakîkî zevâl vakti, bir ândır.
Ön ve arka kenârların zâhirî zevâl vaktleri ise, bu
kenârların, merkezleri hakîkî zevâl noktası ve nısf
kutrları, râsıdın bulunduğu yerin yüksekliğine mahsûs
olan (İnhitât-ı üfuk) derecesi kadar olan, semâ
küresindeki (Zâhîri zevâl mahalli) dâirelerine
girip çıkdıkları vaktlerdir. Zâhirî zevâl mahalli, bir
nokta değil, bu dâirelerin, güneş mahrekini kesdiği
iki nokta arasındaki kavsdir. Bu dâirelerin en büyüğü
(Şer’î zevâl mahalli dâiresi)dir. İslâmiyyetde
zevâl vakti, ya’nî gündüz müddetinin ortası, güneşin
ön kenârının bu şer’î dâireye girdiği ve arka
kenârının çıkdığı, iki nokta arasındaki zemândır.
Güneşin ön kenârı dâireye girince, (Şer’î zevâl
vakti) başlar. Arka kenârı bu dâireden çıkınca,
şer’î zevâl temâm olup, (Şer’î zuhr vakti)
başlar. Bu vakt hesâb ile bulunup, takvîmlere yazılır.
İkindi
nemâzının vakti:
Öğle vakti bitince başlıyarak, güneşin arka
kenârının, râsıdın bulunduğu mahallin zâhirî üfuk
hattından batdığı görülünceye kadar ise de, güneş
sarardıkdan sonra ya’nî alt [ön] kenârı zâhirî üfuk
hattına bir mızrak boyu yaklaşıncaya kadar gecikdirmek
harâmdır. Bu vakt, üç kerâhet vaktinin üçüncüsüdür.
Şimdi, Türkiyede, takvîmlerde, ikindi vaktleri, asr-ı
evvele göre yazılıdır. Bu vaktlerden, kışın 36, yazın
72 dakîka sonra kılınca, İmâm-ı a’zama da uyulmuş
olur. Arz derecesi 40 ile 42 arasında olan mahallerde,
22 Aralıkdan itibaren her ay için 6 dakîka, yaza doğru
22 Hazirana kadar 36 ya ilâve, kışa doğru 22
Hazirandan itibaren 72 den tarh edince, bu aydaki, iki
asr vakti arasındaki zemân farkı olur.
İkindi nemâzı vaktindeki
güneş irtifâ’ını bulmak için, (İrtifâ’-gölge uzunluğu)
cedveli kullanılır. Bu cedveli, 1924 (Takvîm-i sâl)
sonunda görerek,
www.turktakvim.com
adresimizin “Nemâz Vaktleri ve Teknik Bilgiler”
kısmına da koyduk.
Her Arz
Derecesi İçin, İkindi Nemâzı Vaktinin İrtifa'ları
Cedveli
‘ne tıklandığında da aynı cedveli görebiliriz. Meselâ,
13 Ağustosda, İstanbulda, güneşin gâye irtifâ’ı 64
derece olduğundan, bir metre, dik çubuğun gölgesinin
en kısa uzunluğu, cedvelde, 0,49 m. bulunur. Asr-ı
evvelde, gölge 1,49 m. ve güneşin irtifâ’ı cedvelde 34
derece olur.
Akşam nemâzının vakti:
Güneş zâhirî gurûb edince başlar. Ya’nî,
güneşin üst kenârının, râsıdın bulunduğu mahallin üfk-ı
zâhirîsi hattından gayb olduğu görülünce başlar. Şer’î
ve şemsî geceler de, bu vakt başlarlar. Güneşin zâhirî
tulû’ ve gurûbunun görülemediği yerlerde ve hesâb
yapılırken, şer’î vaktler kullanılır. Ziyâsı,
sabâhları en yüksek tepeye gelince, şer’î tulû’ vakti
olur. Akşamları buradan çekildiği görülünce de, mer’î
şer’î gurûb vakti olur. Ezânî sâat makineleri, bu vakt
12 yapılır. Akşam nemâzının vakti, yatsı nemâzının
vaktine kadar devâm eder. Akşam nemâzını, vaktin
evvelinde kılmak sünnetdir. (İştibâk-i nücûm)
vaktinden, ya’nî yıldızlar çoğaldıkdan, ya’nî güneşin
arka kenârının zâhirî üfuk hattı altına on derece
irtifâ’a indikden sonraya bırakmak harâmdır. Hastalık,
seferî olmak, hâzır ta’âmı yimek için, bu kadar
gecikdirilebilir.
Yatsı nemâzının vakti:
İmâmeyne göre, işâ-i
evvelden, ya’nî garbdaki zâhirî üfuk hattı üzerinde,
kırmızılık gayb oldukdan sonra başlar. Diğer üç
mezhebde de böyledir. İmâm-ı a’zama göre, işâ-i
sânîden, ya’nî beyâzlık gayb oldukdan sonra başlar.
Hanefîde, şer’î gecenin sonuna, ya’nî fecr-i sâdıkın
ağarmasına kadardır. Kırmızılığın gayb olması, güneşin
üst kenârının, üfk-ı sathînin altında, onyedi derece
irtifâ’a indiği vaktdir. Bundan sonra, ya’nî ondokuz
derece irtifâ’a inince, beyâzlık gayb olur. Şâfi’î
mezhebinde yatsı nemâzının âhir vakti, şer’î gecenin
yarısına kadar diyenler vardır. Yatsıyı, şer’î gecenin
yarısından sonra kılmak, bunlara göre câiz değildir.
Hanefîde ise, mekrûhdur. Mâlikîde şer’î gecenin sonuna
kadar kılmak sahîh ise de, üçde birinden sonra kılmak
günâhdır. Öğle ve akşam nemâzlarını iki imâmın
bildirdiği vaktlerde kılamıyan, kazâya bırakmayıp,
İmâm-ı a’zamın kavline göre edâ etmeli, bu takdîrde, o
gün ikindi ve yatsı nemâzlarını da, İmâm-ı a’zamın
bildirdiği vaktden önce kılmamalıdır. Vakt çıkmadan,
hanefîde iftitâh tekbîri alınca, mâlikîde ve şâfi’îde
ise, bir rek’at kılınca, nemâzı vaktinde kılmış olur.
A. Ziyâ beğ (İlm-i hey’et) kitâbında diyor ki:
(Kutba yaklaşdıkça, sabâh ve
yatsı nemâzlarının vaktlerinin başlangıcı, ya’nî fecr
ve şafak vaktleri, güneşin doğma ve batma vaktlerinden
uzaklaşır. Ya’nî sabâh ve yatsı nemâzlarının ilk
vaktleri, birbirine yaklaşır. Her memleketin nemâz
vaktleri, hatt-ı üstüvâdan [Ekvatordan] uzaklığına,
ya’nî arz derecesine [Enlem=Latitude =j] ve güneşin
meyline, [Declination=d] ya’nî ay ve günlere göre,
değişir.) [Arz dereceleri, (90-meyl)den fazla olan
yerlerde gece ve gündüz hiç olmaz. Arz derecesinin
temâmîsi < meyl + 19 ise, ya’nî arz dereceleri
ile meyl-i şems toplamı (90–19=71) veyâ dahâ ziyâde
olan zemânlarda güneşin meylinin, beş dereceden ziyâde
olduğu yaz aylarında, şafak gayb olmadan, fecr başlar.
Bunun için, meselâ arz derecesi 48° 50' olan Paris
şehrinde Hazîranın 12 si ile 30 u arasında yatsı ve
sabâh nemâzlarının vaktleri başlamaz]. Hanefî
mezhebinde vakt, nemâzın sebebidir. Sebeb bulunmazsa,
nemâz farz olmaz. O hâlde, böyle memleketlerde bu iki
nemâz farz olmaz. Ba’zı âlimlere göre ise, arz
dereceleri bunlara yakın olan yerlerdeki vaktlerinde
kılmak farz olur. [Bu iki nemâz vaktinin başlamadığı
zemânlarda, vaktlerinin olduğu en son günün
vaktlerinde kılmak iyi olur.]
Fecr vakti ile tulû’ vakti
arasındaki zemâna (Hisse-i fecr) denir. Şafak
vakti ile gurûb vakti arasındaki zemâna (Hisse-i
şafak) denir. Fecr ve şafak vaktlerinin Fadl-ı
dâir zemânları ezânî zuhr vaktinden [ya’nî gece
yarısından] çıkarılır. Yâhud, Fadl-ı dâirlerinin
temâmîlerine Nısf fadla, kış aylarında ilâve, yaz
aylarında tarh edilip zemâna çevrilince, bu hisse
zemânları elde edilir. Fecr ve şafak vaktlerinin
irtifâ’ları (–) işâretli oldukları için, Fadl-ı
dâirleri, gece yarısından başlamakdadır.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
İNTERNETTEN BU VAKTLER HAKKINDA DAHA TEFERRUATLI BİLGİ
ALMAK İÇİN:
Bilgi almak istediğiniz kelimeyi tıklayınız.
İnternetteki "Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye" kitâbının
alâkalı sahîfesine ulaşırsınız. (Sonraki İsâbet) veya
(Önceki İsâbet) butonuna basarak, diğer bilgilere
ulaşabilirsiniz.
Nemâz Vaktleri
Sabâh Nemâzı Vakti
Öğle Nemâzı Vakti
İkindi Nemâzı Vakti
Akşam Nemâzı Vakti
Yatsı Nemâzı Vakti
Fecr-i sâdık
Şafak
Meyl-i şems
Rub’-ı dâire
Temkin |