MANZUM MENKIBE - ŞAİR NÂBİ
| Osmanlı Devleti’nde yetişen bir şâirdir. |
| İsmi Yusuf ise de; Nâbi diye meşhurdur. |
| Bir sene Pâdişâhtan, izin alıp ilk kere, |
| Çıktı bir kafileyle, Hacca gitmek üzere. |
| Her bir adım attıkça, sevgisi artıyordu, |
| Kalbi Resûlullahın, aşkıyla çarpıyordu. |
| Yaklaştıkça kafile, Medine’ye nihayet, |
| Zirvesine çıkmıştı, Nâbi’deki muhabbet. |
| O öyle yanıyorken, muhabbeti zirvede, |
| Gördü ki uyur biri, ayakları kıblede. |
| Onu bu vaziyette, görünce Yusuf Nâbi, |
| Üzüldü, kederlendi, kırıldı ince kalbi. |
| Onu uyandıracak, yüksek bir sedâ ile, |
| Okudu şu şiiri, düşünmeden az bile. |
| “Sakın terk-i edepden, kûy-u mahbûb-i Hüdâdır bu. |
| Nazarğah-ı ilâhidir, Makam’ı Mustafa’dır bu.” |
| Muraatı edep şartıyle, gir Nâbi bu dergaha. Mutâf-ı kudsiyândır. bûseğâh-ı enbiyâdır bu... |
| Daha bir çok beytlerle, Allahın Habîbi’ni, |
| Methedip uyandırdı, o uyuyan kimseyi. |
| Yaklaşmıştı kafile, o sabah Medine’ye, |
| Vardılar ezan vakti, Mescid-i Nebevi’ye, |
| Mescid-i Nebî’deki bütün minarelerden, |
| Müezzinler şu şi’ri, okudu hepsi birden; |
| “Sakın terk-i edepden, kûy-u mahbûb-i Hüdâdır bu. |
| Nazarğah-ı ilâhidir, Makam’ı Mustafa’dır bu.” |
| Nâbi ile o kişi, duyup dona kaldılar, |
| Şaşkın hâlde gelerek, müezzinden sordular. |
| Dedi: (Peygamberimiz, bütün müezzinleri |
| Rüyâda ikaz edip, verdiler ki şu emri: |
| “Bu sabah ümmetimden, Nâbi isimli bir zat, |
| Ziyârete geliyor, yakındadır şu saat.” |
| Sabah ezandan önce, senin bu şiirini, |
| Bizzat O’ndan öğrenip, hep birlikte okuduk.) |
Erkek : İlhami - Kız : Hediye - Yemek : Tarhana Çorbası, Ciğer Yahni, Zeytinyağlı pırasa
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE