Untitled Document

HİKÂYE - KÖY AĞASI

Köyün ağasıydı. Malları da  namı da ata yadigârıydı. Ağa demek  bir bakıma  köyün padişahı demekti. Sözünün üstüne söz gelmezdi.  Önünde yürüyen de olmazdı, ardından konuşan da. “Ağa”ydı bugüne bugün. Köy küçüktü gerçi, ama ağa büyük adamdı.

Herşey iyi hoştu da,  ağanın ağzının tadını kaçıran bir problem vardı. O da hallolsa  hiçbir mesele kalmayacaktı. Ağa  köyün imamından yana dertliydi. Gerçi kendisinin namaz-niyazla fazlaca işi yoktu Allahını bildiğini, çok sevdiğini söyler; “Yalnız  Allahla kul arasına girmeye gerek yok.” diye eklerdi. Namaz  onunla Allahı arasında bir meseleydi.

Yine de  köyün câmisine hiç uğramamak olmazdı. “Gavur değiliz herhâlde.” derdi. Ağa  her Cuma günü en yeni elbiselerini giyer, abdestini alır, etrafına toplananların önüne düşer,  câminin yolunu tutardı. Yolda beride görenler selâm verir,  câmi kapısında ise köylüler ona yol açarlardı. O da selâmları karşılar,  kendisine açılan yoldan gururlu bir edâ ile ilerler ve en ön safa kurulurdu. Bu arada  kendi safındakilerden bir adım ileride durmayı da unutmazdı.

Hutbesini bitirir bitirmez minberden inen imam  kalabalığı yara yara öne doğru ilerler,  tam da ağanın önüne yerleşirdi. Her Cuma tekrar tekrar yaşanan bu durum ağayı elbette memnun etmiyordu. Ağalık otoritesini rencide eden bu durum,  ağa kadar  oğlunun da canını sıkıyor olmalıydı ki;  bir keresinde;  “Niye babamın önüne geçiyorsun?” diye çıkışmıştı imama. İmam oğlunun bu densizliğini ağaya açınca, ağa da ağzındaki baklayı çıkarmadan rahat etmemişti. “Oğlan yanlış yapmış imam efendi  ama, sen de fazla önümde duruyorsun. Bu işi düzeltmek lâzım.”

Bu görüşmenin üstünden çok zaman geçmeden  mesele  hiçbir problem çıkmadan çözülüverdi. Ağa  birgün en sonunda  muradına erdi. Artık en öndeydi,  üstelik hiç itiraz eden de yoktu. İmam dahil.

İmam;  “Er kişi niyetine!” diyerek cenaze namazına çoktan başlamıştı bile...



Erkek : Münif - Kız : Merve  - Yemek : Et suyu çorba, Fırında Köfte, Pilav, Hoşaf

Featured Image 01