MAKALE - CUMHURİYET VE DEMOKRASİ
Cumhuriyet, 1923'ten bu yana bizde demokrasi eş anlamlısı kavram olarak kullanıldı. Ancak tarih ve siyasî ilimler terminolojisinde Cumhuriyet ve demokrasi, apayrı mânâda kelimelerdir. Cumhuriyet, Devlet başkanının irsî olmadığını gösteren bir terimdir. Ne cumhuriyet, ne monarşi kelimelerinin demokrasi kavramı ile hiç bir ilgisi yoktur. Bir cumhuriyet de, bir monarşi de demokrasi olabilir. Gene bir cumhuriyet de, bir monarşi de totaliter olabilir.
İkinci çok büyük yanlışımız, 1923'te yönetimin Osmanlı Hanedanı'ndan alınıp millete (halka) verildiği iddiasıdır. Bu iddia iki bakımdan yanlıştır: Evvelâ, 1923'te cumhuriyet bir demokrasi değildir ki, yönetim millete verilmiş olsun. Bu tecrübeyi biz 1946'dan bu yana yapıyoruz.
İmparatorluğun rejimi meşrûtiyet idi ki, "taçlı demokrasi" demektir. Bugünkü Belçika, İsveç, Norveç, Danimarka, İspanya gibi ülkelerdeki rejimdir. Hükûmetlere güven oyu veren veya güvensizlik oyu ile hükûmetleri düşürebilen millet meclisi (Meclis-i Meb'usân) oluştu.
Meşrûtiyet Anayasası'nda halkın padişah dediği hâkan-halîfe'ye verilen pâyeler, semboliktir. Bütün taçlı demokrasilerde, bilhassa birçok kavmi aynı çatı altında yöneten imparatorluklarda mevcuttur. Taçlı demokrasilerde hükümdar, bir semboldür, temsil eder.
1908'den sonraki üç padişahın, meselâ 1909-1918 arasındaki Beşinci Sultan Mehmed Hân'ın fiilî yetkilerinin bugünkü en demokratik Avrupa hükümdarlarından fazla olduğu söylenemez. Ancak 1923'ten sonra da lâyıkıyla kullanılmamıştır. Bugün bile eksikleri mevcuttur. 1923'te sadece irsî olan devlet başkanlığının seçimle olacağı kabûl edildi. Yani cumhuriyet rejimine geçildi. Atatürk böyle istedi. Bir referandum falan yapılmadı. Zaten cumhuriyet, milletvekillerinin ancak yarısının gece meclis oturumuna katılıp müzakeresiz oylanıp kabul edildi. Diğer yarısına o oturuma katılmamaları için haber gönderildikten başka, gelmemeleri için evlerinin önüne polis dikildi. 1923 meclisi milletvekili sayısının, cumhuriyet için oy verenlerin iki misli olduğu rakamların belâgati ile açıktır. Devlet başkanının seçimle gelmesi 1950'ye kadar sembolik mahiyettedir. Demokrasi hür seçime dayanan rejimdir. Teşkilâtlanmış, her fikir ve programda, birbirinin zıttı da olabilen partilerin serbestçe seçime girip hilesizce kazanıp kaybettiği rejimdir. Demokrasi subay ile yargıcın asla politikaya karışmayıp çok saygın durumda bulundukları rejimdir. Tarih gerçeklerini saptırıp halkı kandırmaya uğraşmak yerine, millî irade üzerindeki bütün kısıtlamaları kaldırabilen böyle bir düzenin kurulup lâyıkıyla işlemesi, 21. asır Türkiyesi'nin ideali olmalıdır...
Yılmaz Öztuna TÜRKİYE 14.05.2011
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE