MENKIBE - MEVLÂNÂ’DAN
EZANA SAYGI
Hazret-i Mevlânâ, ezana çok hürmet ederdi. Ne zaman ezanı işitse, hemen diz çöküp, huşu ile dinlerdi. Talebelerine de; “Siz de böyle yapın!” derdi.
Birgün onlara şunu anlattı:
Belh şehrinde bir kimseyi tanırım ki, ezanı işitince, hemen işini bırakır, diz üstü çöküp, hürmetle dinlerdi.
Birgün bu zat vefât etti. Tabutu, eller üstünde giderken, minareden ezan sesi geldi.
O anda, daha ilk tekbirde tabut birden ağırlaştı ve durdu. Bir santim bile gitmedi. İnsanlar şaşkınlıkla birbirine sordular: “Ne oluyor böyle?”
Ezan bitinceye kadar kimse o tabutu yerinden oynatamadı. Ezan bitince ise, yine hareket etti. Kabre indirdiler.
.............
Münker-Nekir gelip; “Rabbin kim, dinin nedir?..” diye kabir suâllerini sormaya başladılar.
O anda Hak teâlâdan şöyle bir nida geldi; “Ey meleklerim! Bu kul benim ismimi aziz tuttu. Siz de onu aziz tutun!”
Melekler bu hitabı işitince geri dönüp gittiler.
DÜNYA SEVGİSİ
Selçuklu padişahı Sultan Rükneddin, bir adamıyla Hazret-i Mevlânâ’ya bir kese altın hediye gönderdi.
Büyük velî, onu getirene şöyle buyurdu: “Onları şu çamurun içine at!
Adamcağız şaşırmadı. “Başüstüne efendim.” dedi. Ve altınları o çamura saçtı.
Bu manzarayı gören ve duyanlar, oraya koştu. Bir altın bulmak için çamurlara battılar.
Hazret-i Mevlânâ, talebelerine onları gösterip buyurdu ki:
- İşte dünya sevgisi de böyledir. Girdiği kalbi böyle berbat eder.
Talebelerden biri sordu:
- Dünyaya çalışmayalım mı efendim?
- Hayır, öyle değil. Bilâkis Müslüman çalışkan olur. Dünyaya çalışın. Ama sevgisi olmasın kalbinizde.
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE