MANZUM MENKIBE - HAKİKİ DOST VE ARKADAŞ
Çok zengin bir adamın, servetini boşuna,
Harcayan oğlu vardı, gitmiyordu hoşuna.
Delikanlı her akşam beş-on kafadar bulur;
Oyunlar, eğlenceler ve sofralar kurulur;
Birgün dayanamayan adam dedi ki: “Oğlum!
Ne kadar çok dostun var iyice bakıyorum.”
Oğlu itiraz ile babasına dedi ki:
“Öyle fazla dostum yok, nihayet on-oniki.
Hepsi de bana bağlı yürekten seviyorlar,
(Senin için bu canım feda olsun) diyorlar.”
“Oğlum; bunca senedir, bir yarım dost edindim!
Az olsun da öz olsun, dedim, bilsen o da kim?
Şu köşe başındaki, Eskici Baba derler,
Yaşlılar onu sever, gençler hürmet ederler.
İstersen gel hepsini, bir kere deneyelim,
Önce senin sevgili dostlarını bilelim.
Bir çuvalın içine şu kestiğin koyunu,
Akşam üzeri koy da gel oyna şu oyunu.
Birer birer dolaşıp şöyle de yavaş yavaş:
İyi dost kötü günde belli olur arkadaş...
Ben bir câhillik ettim, şu soysuzu öldürdüm,
Kanlı cesedini de şu çuvala doldurdum.
Ne olur, bunu al da sabaha kadar sakla!
Ne cevap verecekler? İyi dinle merakla.”
Delikanlı sırtına alıp dolu çuvalı,
Dolaştı kapı kapı kalmadı hiç mecali.
Kapıyı açan dostlar (!) çuvalı görür görmez,
Yüzüne kapıyorlar onu dinler dinlemez...
Delikanlı durumu anlattı babasına,
O da çuvalı tekrar yükleyip arkasına.
Dedi: “şimdi git benim dostuma selâm söyle!
Ona da vaziyeti anlatıver sen söyle...”
Delikanlı giderek anlattı durumunu,
Eskici Baba hemen içeri aldı onu.
Çuval ile cesedi bir bahçeye gömdüler,
Hatta üzerini de çimen ile örttüler...
Delikanlı bunları babasına anlattı,
Baba öğüdüne de iyice aklı yattı.
Eskiciyle oradan koyunu getirdiler,
Kendilerine etle bir ziyâfet verdiler.
Harcayan oğlu vardı, gitmiyordu hoşuna.
Delikanlı her akşam beş-on kafadar bulur;
Oyunlar, eğlenceler ve sofralar kurulur;
Birgün dayanamayan adam dedi ki: “Oğlum!
Ne kadar çok dostun var iyice bakıyorum.”
Oğlu itiraz ile babasına dedi ki:
“Öyle fazla dostum yok, nihayet on-oniki.
Hepsi de bana bağlı yürekten seviyorlar,
(Senin için bu canım feda olsun) diyorlar.”
“Oğlum; bunca senedir, bir yarım dost edindim!
Az olsun da öz olsun, dedim, bilsen o da kim?
Şu köşe başındaki, Eskici Baba derler,
Yaşlılar onu sever, gençler hürmet ederler.
İstersen gel hepsini, bir kere deneyelim,
Önce senin sevgili dostlarını bilelim.
Bir çuvalın içine şu kestiğin koyunu,
Akşam üzeri koy da gel oyna şu oyunu.
Birer birer dolaşıp şöyle de yavaş yavaş:
İyi dost kötü günde belli olur arkadaş...
Ben bir câhillik ettim, şu soysuzu öldürdüm,
Kanlı cesedini de şu çuvala doldurdum.
Ne olur, bunu al da sabaha kadar sakla!
Ne cevap verecekler? İyi dinle merakla.”
Delikanlı sırtına alıp dolu çuvalı,
Dolaştı kapı kapı kalmadı hiç mecali.
Kapıyı açan dostlar (!) çuvalı görür görmez,
Yüzüne kapıyorlar onu dinler dinlemez...
Delikanlı durumu anlattı babasına,
O da çuvalı tekrar yükleyip arkasına.
Dedi: “şimdi git benim dostuma selâm söyle!
Ona da vaziyeti anlatıver sen söyle...”
Delikanlı giderek anlattı durumunu,
Eskici Baba hemen içeri aldı onu.
Çuval ile cesedi bir bahçeye gömdüler,
Hatta üzerini de çimen ile örttüler...
Delikanlı bunları babasına anlattı,
Baba öğüdüne de iyice aklı yattı.
Eskiciyle oradan koyunu getirdiler,
Kendilerine etle bir ziyâfet verdiler.
Erkek : Müslim - Kız : Nurbanu - Yemek : Mercimek Çorbası, Kuru fasulye, Turşu, Aşure
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE