HİKÂYE - BAHŞİŞ
Yaşlı adam delikanlının cebine birşeyler bırakırken; “Allah senden razı olsun evlâdım. Bu ihtiyarı yeniden doğmuş gibi sevindirdin. Şu ufak hediyemi alırsan, daha da sevindireceksin!” dedi.
Delikanlı, yapmış olduğu iyiliğin makbule geçeceğini daha işin başındayken biliyordu. Yol kenarında ağlayan 4-5 yaşlarındaki çocuğun kaybolduğunu anlamış ve onun nereden geldiğini soruşturduktan sonra, bir taksiye bindirip evine getirmişti.
Fakat delikanlı, aradığı evi bulduğunda büyük bir hayal kırıklığına uğradı. Yol boyunca hayalinde canlandırdığı yüzme havuzlu ve uydu antenli villanın yerine, karşısında derme çatma bir gecekondu duruyordu. Üstelik kapıyı da çocuğun dedesi açmış ve torununa hasretle sarıldıktan sonra, cebine birkaç kuruş bırakmıştı.
Delikanlı, sohbet sırasında çocuğun anne ve babasının kaza sonucunda vefât ettiğini öğrenmiş ve yaşlı adamın bir ara ağlamasından istifade ederek cebine konulanları kontrol etmeyi becermişti. Üç-beş tane bozuk para, koskoca ceket cebinin köşesini bile doldurmuyordu. Evin hâline bakılırsa, yaşlı adam oldukça fakirdi. Ama hiç olmazsa taksi parasını karşılayacak kadar bir bahşiş veremez miydi insan?
Delikanlının yüklü bir hediyeyle “yolunu bulma” hayalleri yıkılmış ve içinde bir şeyler kıpırdanmaya başlamıştı. Anlaşılan tahammül edilemeyecek derecede cimri bir ihtiyar ile karşı karşıyaydı ve ona mutlaka bir ders vermesi gerekiyordu. Yaşlı adamın yüzüne dik dik bakarken cebindeki bozuklukları avuçladı ve çocuğun ayakları dibine fırlatarak; “Git de kendine oyuncak al ufaklık! Böylelikle cömertlik nedir öğrenmiş olursun!” dedi.
Yavrucak paraları topladığında, delikanlının gözleri yerinden çıkacak gibi oldu. Çünkü, çocuğun küçük avuçlarında, dört-beş tane altın lira parıldıyordu... Cüneyd Süâvi (Hayatın İçinden)
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE