Untitled Document

MANZUM MENKIBE - BİR BARDAK SU

Birgün Şakîk-i Belhî, hac için çıktı yola,
Bağdat'a vardığında, bir müddet verdi mola.

Hârun Reşîd, Şakîk'in, Bağdat'a geldiğini,

Duyunca dâvet etti, yanına kendisini.

Geldiğinde dedi ki: “Nasîhat eyle bana!”

Buyurdu ki: “Ey Hârun, al aklını başına!

Rabbimiz, Ebû Bekr-i Sıddîk'ın makamını,

Sana ihsân etti ki, veresin tam hakkını.

O nasıl doğru ise, sen de öyle olasın,

Onun gittiği yoldan, aslâ ayrılmayasın!

Ve verdi ki Hazret-i Ömer'in makamını,

Sen de ayırt edesin, haktan bâtıl olanı.

Osmân-ı Zinnûreyn'in, makamını da sana,

Verdi ki sarılasın, hayâ ile ihsâna.

Hazret-i Ali'nin de, makamını verdi ki,

Sen de ilim sahibi, olasın onun gibi!”

Hârun dedi: “Devam et, öğütlerin ne güzel.”

Buyurdu ki: “Ey Hârun, dikkat et, kendine gel!

Çölde ölmek üzresin, susuz kaldığın için,

Ne kadar mal verirsin, o suyu almak için?

Malının yarısını, isterse servetinin,
Sen verir miydin ona, bir bardak almak için?”

Hârun Reşid dedi ki: “Verirdim hemen elbet,

Zîrâ ben ölüyorken, neye yarar bu servet?”

Buyurdu ki: “Pekâlâ, içtin ve kandın suya,

Lâkin atamıyorsun, o suyu dışarıya,

Sen kıvranırken biri, çıkagelse âniden,

Dese ki kurtarırım, seni ben bu derdinden.

Ve lâkin servetinin, öbür yarısını da,

O kimse isteseydi, verir miydin onu da?”

Dedi: “Gayet tabiî, seve seve verirdim,

Zîrâ ben kıvranırken, neye yarar servetim?”

Buyurdu ki: “Öyleyse, övünme malın ile,

Bir içimlik su kadar, kıymeti yokmuş bile.”

Hârun Reşid ağlayıp, dedi: “Söyle az daha!”

Buyurdu ki: “Ey Hârun, tevbe et, dön Allaha!”



Erkek : Yavuz - Kız : Funda  - Yemek : Mercimek çorbası, Haşlama et, Piyaz, Helva



Featured Image 01