Untitled Document

MAKALE - KURALSIZ İBÂDET OLMAZ

Geçen hafta kadın ve erkeklerden meydana gelen varlıklı, eğitimli ve entel bir grubun Çamlıca’daki Subaşı Câmii’nde topluca karışık Cuma namazı kılma eylemine katılanları (eylemi yönlendiren militanlar hariç) iki gruba ayırabiliriz. Birincisi; alt yapısı olmayan, temel dinî bilgilerden mahrum cahil insanlardır. Bunlar işin aslını bilmedikleri için, kandırılmaya, yönlendirilmeye, istismara müsait kimselerdir. Demagoji ve mantık oyunlarını ilim zannederler; çünkü gerçek ilmi bilmezler. İlimle değil, basit akılları ile hareket ederler. Böyle olduğu için de, tuzağa yakalanmaları kolay olur. İkincisi; inanç boşluğunda olan kimseler. İnsan, yaratılıştan bir şeye inanma ihtiyacını hisseder. İnsan, doğru veya yanlış bir şeye inanmazsa, huzursuz olur. Bunlar bu tür inançsızlık boşluğuna düşmüş, genelde, dinle pek ilgisi olmayan kimselerdir.

Her ibâdetin kendine mahsus kuralları vardır. Bu kuralları da koyan dinin sahibi Cenâb-ı Haktır. Her Müslüman o kuralları kabul ederek Müslüman olur. Hiç kimsenin kendi anladığına göre kural koyma hakkı yoktur. Kural koymaya kalkışılırsa artık o din Cenâb-ı Hakkın dini olmaktan çıkar, kuralı koyan kimsenin dini hâline gelir. Bu da “dinsizlik” demektir.

Allahü teâlânın koyduğu kurallara uyulmaz, herkes yeni kural koymaya, dini değiştirmeye kalkışırsa, ortaya insan sayısı kadar din çıkar. Artık bu değişik şekillere de din denmez, felsefe, şahsî düşünce denir. Din ile felsefeyi, şahsî düşünceyi birbirinden ayırmak gerekir.

Kimse benim aklıma göre böyle olması lâzım, diyemez. Çünkü, akıl göz gibidir, İslâmiyet de ışık gibidir. Göz karanlıkta cisimleri göremez. Görmesi için ışık gerekir. Akıl da hakikati göremez. Görmesi için İslâm ışığı gerekir. Eğer İslâm, hak ile batılı bildirmeseydi, aklımızla bulmamız mümkün değildi. Her ne kadar akıl, iyiyi kötüden ayıran bir kuvvet ise de, her işte ölçü olmaz. Allahü teâlâya ait bilgilerde akıl senet olmaz. Akıl, kendi başına dinin emir ve yasaklarını bilseydi, peygamberlere, âlimlere lüzum kalmazdı.

Allahü teâlâ, kullarını, kendisini tanımaları ve ibâdet etmeleri için yarattı. İbâdetin nasıl yapılacağını da Peygamberimiz vasıtasıyla kullarına bildirdi. Kullarına bırakmadı. Bir insan, kendi görüşü, anlayışı ile ibâdet yaparsa, O’na kulluk yapmamış olur. Resûlullahın bildirdiklerinde eksik veya fazlalık bulmuş olur. Hâlbuki dinde eksiklik olmaz. Böyle yapılırsa daha iyi olur demek, Resûlullahın bildirdiğini beğenmemek olur. Hadîs-i şerîfte “İbâdetleri bizim gibi yapmayan bizden değildir.” buyuruldu.

Mehmet Oruç Türkiye 28.01.2006


Erkek : Orhan - Kız : Nesibe  - Yemek : Düğün çorbası, Izgara balık, Salata, Helva



Featured Image 01