Untitled Document

TARİH - MUKADDES EMÂNETLER

Bu günün, Türk-İslâm Tarihi’nde çok önemli bir yeri vardır. Çünkü, Hilâfet artık Osmanlı Hânedanı’na geçiyor ve Cihan İmparatorluğu, İslâmiyetin bir de böyle bir mesûliyet altında koruyucusu oluyordu. Mısır'ın fethinden sonra, Kasr-ı Yusuf denen ve Kahire’ye hâkim tepede kurulan Otağ-ı Hümâyûn’da heyecan doruğundaydı. Sultan Selim Hân, Solakbaşı Rüstem Ağa’nın getirdiği haberle bir hoş doğruldu. Kapıkulları’na işaret etti. Hemen ibriği, leğeni hazır ettiler. Padişah, zaten abdestli olmasına rağmen, abdest tazeledi.

Mekke Şerîfi Ebül Berekât adına, oğlu Ebû Nuûmî’nin Hicaz’dan getirdiği ağırlık arasında Hazret-i Muhammed’in "Sancak-ı Şerîf"i ve "Hırka-i Seâdet"i de vardı. Yorgun develer ağır ağır yürürken, kervanı karşılamak üzere Kahire kapısında toplanan halk, mahşer gibi kaynaşıyordu. Ama, asıl sabırsız olan Yavuz Sultan Selim’di.

Otağ-ı Hümâyûn’da, ulemadan İbn-i Kemal Şemseddin Efendi’yle bir süre yalnız kalan Sultan Selîm, dolu gözlerini silerken şöyle diyordu:
"Cenâb-ı Allah’a hamd-ü senâlar olsun! Şükür, Selim kuluna bu günleri de gösterdi."

Sancak-ı Şerîf mahfazası ve "Hırka-i Saâdet" sandukası usulca indirildi. Bu mübârek eşyanın Otağ-ı Hümâyûn’a taşınmasına Cihangir Padişah da bizzat yardım etti.

ZEKÂ BULMACASI - 11062005

Ali ile Veli ormanın karşıt kenarlarından girip düz bir yol üzerinde birbirlerine doğru yürüyeceklerdi. Ali saatte 3 km, Veli ise saatte 2 km hızla yürüyorlardı. Buluşmalarına 2 dakika kala dehşet verici bir fırtına başladı. Acaba bu sırada Ali ile Veli'nin arasındaki uzaklık ne kadardı? Koşarak birbirlerine kavuşabilirler miydi?          (Cevabı yarın)



Erkek : Rüştü - Kız : Refika  - Yemek : Etli Semizotu, Ciğer Yahni, Salata, Komposto



Featured Image 01