MAKALE - BATI KOMPLEKSİ
Bugün, 1997 itibariyle bile Avrupa’nın kapısında insan hakları arayışı içinde bir yapı görüntüsü arzediyoruz. Aynı Avrupa’nın telkinleriyle kendimize barbar, Avrupa’ya medeni yaftasını fütursuzca takabiliyoruz!
Avrupa’lı bizden hınç alabilir. Bir dereceye kadar haklı da görülebilirler! Çünkü tam 500 sene onların kralları ve en üst düzey idarecileri, Türk’ün üzengisini öpmekle ömür tüketti. Koskoca Balkanlar, 500 sene Türk’ün hükümranlığında idi. Oraları terkettikten sonra, aynı coğrafya üzerinde, bakınız kaç tane hristiyan devlet oluştu? Türk, barbar olsa idi; Avrupa’lı gerçek barbarların Endülüs’te yaptıklarını yapardık! Endülüs’ü işgâl eden Haçlı sürüleri, Müslümanların köklerini öyle kazımışlardır ki, orada artık bir tek müslüman mahallesinden bile bahsedilemez.
Türk’ün hükümranlığı altında bulunan memleketlerde yaşayan unsurların dillerine, dinlerine, neseblerine, akıllarına, ırklarına ve mallarına dokunmayıp onlara saygı göstermek mi barbarlık?! Bu durumu, bizim devlet adamlarımız ve aydınlarımız (!) neden, Avrupa’nın ve medeni âlemin yüzüne haykırmaz? Avrupa’nın, tarihi hakikatleri ters-yüz etmesine bir mânâ verebildiğimizi söyledik. Adamlar Türk’ten öc alıyorlar! Ya, içimizdeki beyinsiz takımına ne oluyor? Onları anlayabilmek mümkün mü? Bizden görünüyorlar ama, bizim hakkımızda düşünürken, karar verirken, gâvurdan daha beter bir öc alma duygusu içindeler!
İnsan fıtratı şahsiyete meftundur. Sen, kendi ecdadını, mâzini inkâr edersen; sana kim saygı duyar? Ve sana; kimsin, nereden geldin, ne yapmak istiyorsun, diye sormazlar mı? Sizce netâmeli olan bu suallere cevabınız var mı acaba?
Batı kompleksiyle sürüngen hayatı sürenlerden başka ne beklenebilir ki?!
Artık, bir yerden başlanmalı; değil mi?
Erkek : Nazif - Kız : Lütfiye - Yemek : Mantı Çorbası, Karnıyarık, Salata, Revani
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE