ŞİİR - EY İNSAN
Kendine gel, uyan gafletten artık!
Seâdet yolunu görmezsen nâdân,
Niye vermiş sana bu aklı Yezdân?
Niçin geldin fânî cihâna, böyle?
Yalnız yemek içmek için mi, söyle?
Bilirsin bir rûh da vardır insanda,
Psikoloji olayları meydânda.
Muhakkak dünyâya gelen ölüyor.
O zaman rûhlar aceb n'oluyor?
İleriyi görmek, elbet insanlık
Bunu sağlar sanma Hıristiyanlık.
İslâmı kötüler onlar dâimâ.
İncil'de böyle mi söyledi Îsâ?
İslâmı bilmiyorum dersin,
Nasıl münevverlik iddiâ edersin?
Gençlik geçti, sanki tatlı bir rüyâ,
Bütün ömür de, bir saattir güyâ.
İslâmı, sanırım etmezsin teslîm,
Anlamadan hiç, verilir mi hüküm?
Din dersine lüzûm yokmuş lisede,
Böyle mi söyleniyor, kilisede?
İslâmı bilmediğin, pek âşikâr,
Ki, bunu eyliyemezsin, hiç inkâr,
Ne olur, bir din kitâbı okusan,
İnsanlığı öğrenirsin, o zemân.
TARİH - ALTIN DOLU KUNDURA
Fakir bir kadıncağız, bir beyin yanında hizmet eden fakir, kimsesiz bir erkek çocuğunu, soğuk bir kış gününde yalınayak yürürken gördü. Bu hâle çok üzülüp, partal bir çift kundurayı çocuğa verdi. Çocuğun adı Yusuf idi. Zamanla yokluklara rağmen okudu ve İstanbul’a geldi. Dürüstlük ve çalışkanlığı ile âmirlerine kendisini sevdirdi. Saraya kabul olundu. Zaman geldi Osmanlı Devleti’nin Kaptan-ı Deryâ’sı oldu. Yâni Deniz Kuvvetleri Komutanı. Bu Kaptan-ı Derya, Hanya fâtihi Silahdâr Yusuf Paşadır.
Vaktiyle kendisine iyilik yapan hanımı hiç unutmamıştı. Bir gün ona, içi altın dolu bir çift patal kundura gönderdi. Bir pusulaya da şunları yazdı: “Anacığım, buzdan donmuş ayaklarına bu kunduraları giydirdiğin o fakir çocuk, sana borcunu ödemeye çalışıyor. Lütfen hakkını helâl et! Beni duâlarından unutma!”
DÜNKÜ CEVAP: Hasta aspirin, sinir hapları ve kas gevşetici almalıdır. Böylece bütün şikâyetleri tedâvi edilmiş olur.
DÜNKÜ CEVAP
Erkek : Hayrullah - Kız : Sabahat - Yemek : Güveç, Fırında makarna, Komposto
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE