MAKALE - HÜCÛM
Sessiz sedâsız bir topluluktuk. Ne biz dünyanın umrundaydık, ne de dünya bizim. Yaşayıp gidiyorduk... Biz aynı köyde doğar, aynı köyde ölürdük.
Her yer, her yan 1950’de değişti. Bir anda kendimizi ayakta bulduk. Parayı-pulu tanıdık önce. Ekip biçmeyi, gübrelemeyi, dağlardan su indirmeyi öğrendik. Başımızı kaldırıp mor dağlara baktık. Sonra ötelere merak saldık. Çarıkları, çaputları sıyırıp attık. İlk hücûmumuz, kara lâstiğe oldu. O günleri görmeliydiniz!... Sonra hücûm üstüne hücûm tâzeledik. Bitten, pireden kırılan halkımız, DDT’ye hücûm etti. Kinin’e hücûm, margarin’e hücûm, gazocağı’na hücûm, kol saati’ne hücûm, plâstik kaba hücûm, transistörlü radyo’ya hücûm, formika’ya hücûm, buzdolabı’na hücûm, televizyon’a hücûm... Hızımız eksilmiyordu, bir hücûmdan öbürüne geçiyorduk. Son 50 yılımız bir hücûmlar târihidir. Şehirlere hücûm, yazlık sinemaya hücûm, liseye, üniversiteye hücûm, otomobile hücûm, yazlığa hücûm, bilgisayara hücûm, cep telefonuna hücûm!... Zaman zaman işi cıvıttık. Derken; köpeğe bile hücûm hareketi başladı.
Yo, yo... Polise hücûm, devlete hücûm, bize yakışmaz. Bunun arkasından, birliğe, berâberliğe, güzel ahlâka... hücûm dönemi başlamalı.
Gürbüz Azak Türkiye Gazetesi, 21.10.1996
YEMEK - ZERDE
Üzeri için: Fındık, fıstık, üzüm, nar tanesi, tarçın tozu, ağartılmış badem.
YAPILIŞI: Su içerisine yıkanmış pirinç katılır. Pirinç taneleri yumuşayıncaya kadar haşlanır. şekeri katılır, tekrar kaynatılır.
Evvelce suda ıslatılıp, eritilmiş safran ve nişasta ağır ağır, haşlanan pirince dökülür. Kaynayıp koyulaşınca, ocaktan alınıp kâselere paylaştırılarak soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra üzerine, yukarıdaki malzemeler konularak süslenir.
Erkek : Şefik - Kız : Şefkat - Yemek : Kıymalı kabuska, Karışık kızartma, Yoğurt, Zerde
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE