Untitled Document

SOHBET - BİR MEZHEBE UYMAK

Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmeyen hususları açıkça bildirilenlere benzeterek, hüküm çıkaran derin âlimlere Müctehid denir. Eshâb-ı kirâmın hepsi müctehid idi. Müctehidin mezhebi kendi mezhebidir. Sahâbenin her biri bir mezhep imamı, hatta mezhep imamlarının hocaları idi. Resûlullah efendimiz de kâinatın hocası idi. “Bunların mezhebi var mıydı?” demek en azından onların büyüklüğünü bilmemek olur.

Sünnette kapalı kalan yerleri, müctehid âlimler açıklamış, mezhepler meydana çıkmıştır. Bu mezheplerden yalnız dördü kitaplara geçmiş, diğerleri unutulmuştur. Bu dört hak mezhebe Ehl-i sünnet denir. Bu dört mezhepten hiçbirine uymayana mezhepsiz denir.

Bir kimsenin; “Ben mezhepler üstüyüm. Bir mezhebe uymaya lüzûm yoktur. Kur’ânla amel ederim.” demesi; “Ben kanunlar üstüyüm. Ben yalnız Anayasa’ya göre hareket ederim.” demesi gibi yanlıştır. Çünkü, anayasa varken, kanuna lüzûm yok demek ne kadar yanlış ise, Kur’ân varken, mezhebe lüzûm yok demek, bundan daha yanlıştır. Bir kimsenin; “Mâdem doktor olmak, tıp kitabı okumaya bağlıdır, kimyager olmak için de kimya kitabı okumak kâfidir.” diyerek eline aldığı bir tıp ve kimya kitabı ile doktorluk yapmaya, ilâç imal etmeye kalkışması ne kadar gülünç ise; “Ben de Kur’ândan, hadîsten hüküm çıkarırım.” demek daha gülünçtür.

“Ben İslâma göre hareket ederim, mezhebe uymam.” demek, “Ben devletin emrine uyarım. Fakat, kanunu, polisi, hakimi dinlemem.” demeye benzer. Çünkü İslâma uymak demek, dört hak mezhepden birine uymak demektir. İslâm ayrı, mezhep ayrı değildir. İkisi de aynıdır. Bir mezhebe uyan İslâmdan çıkmış olmaz.



Erkek : Naci - Kız : Nimet  - Yemek : Düğün çorbası, Fırında balık, Salata, Helva



Featured Image 01