Untitled Document

HATIRA - FAZİLET TİMSALİ BİR ANNE (1)

Anam pek mübârek bir kadındı. Kendi hâlinde sessiz, ev işi ve çocuklarıyle meşgul olurdu. Gâyet zekî ve işbilirdi. Her sözünde bir hikmet vardı. Bana dâima nasîhat eder, beni fazîlete teşvik ederdi. Namuslu olmayı, kimsenin hakkını yememeyi, yalan söylememeyi, elden gelirse iyilik etmeyi ve emsâli fazîletleri söyler, beni eğitirdi. Beni fazîlete sevkeden özellikle terbiyesidir.
Öyle sözleri vardır ki; bu kadar tahsil ettim, o sözler hâlâ bende kıymetini kaybetmemiştir. Hayatımda bana düstur olmuşlardır. Annemin bir gün namazını bıraktığını bilmiyorum.  Hem ev işini görürdü, hem beş çocuğunu büyüttü. Hem de babamın dükkânının işini görürdü. Kunduraların yüzlerini evde makine ile hep o dikmiştir.

Babam sert bir adamdı. Onu yumuşaklıkla güzelce idâre ederdi. Babasından mîrâs kalan boynundaki gerdanlık altınları babama sermâye olarak vermiş olan annem, bunu ağzına bile almazdı.

Babam sertti. Bizi bâzan döğerdi. Anam elinden alamazdı. Gider bir odada, gizlemeye de pek dikkat ederek, sessizce ağlardı. Babam bâzan ona da sertlik ederdi. Annemin ona bir defâcık olsun karşılık verdiğini görmedim.

Bir defâ, artık üniversite son sınıflarına gelmiştim. Babam anamı azarladı ve biraz da hırpalayıp gitti. Babam haksızdı. Bu haksızlığa isyân eder bir hâle geldim. Anam bir odaya çekildi. Yanına gittim; baktım ağlıyor. Dedim ki: “Ana! bu nedir? Daha ne vakte kadar çekeceksin? Ben artık büyüdüm. Başımda yerin var. Seni başımda taç gibi taşırım. Sen de ona söyle! Artık yeter, de! Nedir senden çektiğim bu, de!” Bu hâlde bile bana cevabışu oldu:

(Devamı yarın)



Erkek : Faik - Kız : Hamiyet  - Yemek : Kabak dolması, Kıymalı makarna, Muhallebi



Featured Image 01