HATIRA - HIRKA-İ SEÂDET DÂİRESİ
Hırka-i Seâdet muhafazasının bulunduğuşebekenin arka tarafında sırma işlemeli yeşil çuha ile kaplı bir sancak var. Bu, Sancak-ı Şerîf muhafazası hemen hemen toz hâline gelmiş. Sancak, sonradan kumaşla kaplanmış ve bu kumaşın arasında kalmıştır. Padişahlar veya başkumandanlar, sefere çıkarken bu sancağı beraber alırlardı.
Bir yandan fotoğraflar çekilirken, bir yandan da büyük bir hayranlıkla etrafıma bakınıyorum. İnanılmaz bir huzur veriyor insana bu oda. Göreceklerimi görmüş, duyacaklarımı duymuştum. Ama gene de çıkmak gelmiyordu içimden. Havada bir koku vardı... Târiflere sığmaz bir koku. Öylesine ince, öylesine nefîs ki... Sanki insan koku duyusu olmasa bile, bu kokuyu cildiyle hissedecek. Kokladım, bu nefis koku ne idi acaba?
- Nefis bir koku var burada, diye sordum. Ne kokusu bu? Nasıl temin ediyorsunuz bunu? Koku falan mı püskürtülüyor?
Feridun Bey, suâlimi duyunca gülümsedi. Sonra biraz dalgın:
-Hayır, dedi. Hiçbir sûrette koku tatbik edilmez.
Huşû içinde sustum...”
Yahya Kemal Beyatlı-Aziz İstanbul
Not: Yazarın bahsettiği koku, Topkapı Sarayı’ndaki Peygamber efendimize ait hırkadan, devamlı yayılan kokudur.
FIKRA - İKİ OLDU
Acemi çaycı gemide iş bulmuştu. Daha ilk gün kuvvetli bir fırtına çıkıp arkadaşı denize düşmez mi? Hemen bağırır:
“Denize bir adam düştü!”
Az sonra kendisi de denize düşünce, daha kuvetli bağırır:
“Denize düşen iki oldu!”
Erkek : Selman - Kız : Seniha - Yemek : Haşlama et, Bulgur Pilavı, Salata, Cacık
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE