HATIRA - İMPARATORLUK’TAN CUMHURİYET’E BİR ÖMÜR
Ayşe Hanım, elinde Kur’ân-ı kerîm, ikindiyi bekliyordu. Öğle yemeğinden sonra oturduğu sedirde, neredeyse kendinden geçiyordu ki, ahşap merdiven gıcırtısını duydu.
Kızı Sabriye idi gelen. Onun yavaşça kapıyı açışını, hemen nemleniveren gözlerle seyretti. İki ve üç yaşlarında kaybettiği Ertuğrul ve Muharrem’den sonra bir o kalmıştı yanında. Eşi Kolağası Aziz Bey, Şark Orduları Grubu ile Erzurum taraflarında bir yerlerde idi. Son mektubu üç ay kadar önce Hafik’ten gelmişti. Ama ille de oğlu Tevfik... Topçu Mülâzımı Tevfik... Ondan neredeyse bir buçuk senedir haber alamıyordu. Ciğeri yanıyordu. Kuzucuğu, Edirne Askerî İdâdisi son sınıf öğrencisi iken, Çanakkale’ye düşmanın saldırması üzerine 2 aylık bir kursu müteakip subay yapılıp Boğaz’a, sahil bataryalarından birine tâyin edildiğinde henüz 15 yaşında idi. Bütün bir Çanakkale Harbi boyunca, gece sabahlara kadar duâ etmişti Ayşe Hanım. Sonra, sanki rüya gibi hatırladığı bir şey olmuş, daha harbin bittiğine bile sevinemeden, bir gece geç vakit oğulcuğu Haliç kıyısındaki evin kapısını çalmış, sabahleyin de Sina cephesine gitmek üzere Haydarpaşa’da toplanan Birliği’ne katılmak için tekrar yola koyulmuştu.
1916-17 kışı oldukça ağır geçmişti İstanbul’da. Ayşe Hanım’ın gözü, kulağı, oğlunu Haydarpaşa’ya oradan da Kanal’a yolcu ettiği 1916 yılının o dondurucu ve karanlık sabahından beri kapıdaydı. Efendisinden ve oğlundan haber getirecek olana verilmek üzere birer altın lira ayırmıştı bir kenara. Birden doğruldu. Hayır rüya değildi bu; hem ezan okunuyor, hem kapı çalınıyordu. Ter içinde kalmıştı Ayşe Hanım. Kalbi çarpıyor, kulakları uğulduyordu. Kalktı, kapıya yöneldi. (Devamı Yarın)
Erkek : Mükremin - Kız : Câhide - Yemek : Paça Çorbası, Köfte, Yoğurt, Tulumba Tatlısı
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE