HİKÂYE - HAYATIM ROMAN (MI)
Soğuk bir kış günüydü. Ilık ılık süzülen gözyaşlarım, yanaklarımı üşütüyordu. Burnumu çeke çeke okulun avlu kapısından girdiğimde, etrafta kimsecikler yoktu. Ders zili çalmış, herkes sevgili öğretmenine kavuşmanın mutluluğunu yaşıyordu. Bense, yuvasız kuşlar gibi, hâlâ dışarıdaydım.
Kapının kolu buz gibiydi. İçim tir tir titremeye başladı. İçeride öğretmenimin şefkat dolu sesini işitiyor, bir an önce kavuşmak için can atıyordum. Arkadaşlarımdan çıt çıkmıyordu. İçlerini ısıtan bu ses, eminim onların yüreklerine iniyordu. Bu huzur dolu sessizlik, beni huzursuz etmiş, ciğerimi sızlatmıştı. Şimdi ben bu huzuru nasıl bozabilirdim? Hem buna hakkım da yoktu. Canım öğretmenimi ve arkadaşlarımı buna ortak etmemeliydim.
Cebimde sinema bileti alacak param ve yüreğimde de bu ayrılığa katlanacak gücüm vardı. Tarifsiz kederler içindeydim. Hıçkıra-hıçkıra ağlasam, öğretmenim buna dayanabilir miydi? Güçlü olmalıydım. Önemli olan zoru başarmaktı. Çantamı ve formamı merdiven altındaki emin ellere teslim ettikten sonra, bir atlet çevikliği ile okulun duvarından atlayıp, hürriyetine kavuşmuş mahkum gibi koşmaya başladım. Nefes nefese ve kan-ter içinde sinemaya kendimi zorla atabildim. Hıçkıra hıçkıra ağlayamadım. Canım öğretmenim, bu perişan hâlimi görse, kimbilir ne kadar acır ve beni bağrına basar mıydı?
Nihayet filmin 1. gongu çaldı. Hemen arkasından, 2. 3. 4. gonglar, sanki kafamda patladı. Kafamın çatladığını, gözlerimin çakmak çakmak ateş çıkardığını farketmememe imkân yoktu. Bir fırsatını bulup arkama baktım. Olamazdı!... İşte sevgili öğretmenimin yumrukları sıkılı, arslan gibi bana baktığını hayâl-meyâl görebiliyorum. Gözgöze geldik. Donup kalmıştım. Demek ki hasretime dayanamamış... Bu ne büyük asâlet, ne biçim bir sevgiydi. Nihayet hasretlik bitmiş, birbirimize kavuşmuştuk. Kimse ayıramazdı bizi artık...
İçimi öyle bir heyecan kapladı ki, tarifi mümkün değil. Her yanım tir tir titriyordu. Birden boynuna atılmak, doya doya sarılmak geldi içimden. Fakat o benden daha önce davrandı. O nâzik iki eli ile yakamdan öyle bir yapıştı ki, görmeliydiniz. Uzaktan onu gören de, sanki avını parçalayacak kaplan zannederdi. Solumdan müthiş bir kroşe miydi, neydi işte o geldi. Bir anda ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim... Mutluluktan uçuyordum...
Erkek : Tarık - Kız : Mualla - Yemek : Mercimek Çorbası, Taze fasulye, Sütlaç
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE