MANZUM MENKIBE - CANIMIZ ÜZÜM İSTEDİ
Bir kış günü akşamı, “Üftâde hazretleri”,
Yanına çağırmıştı, cümle talebeleri.
O sohbet ediyor ve onlar da dinliyordu,
Bir ara sohbetini, kesip şöyle buyurdu:
(Dostlarım, tâze üzüm, canımız etti talep,
Aransa bulunur mu, bu gece vakti acep?)
Talebenin kalbinden, geçti ki o arada;
“Bulunmaz tâze üzüm, bu kış günü ve karda.”
Ve lâkin Azîz Mahmud, düşündü ki şöylece;
“Mâdem hocam istedi, bulmalıyım bu gece.”
Ve ayağa kalkarak, arz etti ki: (Efendim,
Müsâde ederseniz, ben bulup getireyim.)
Üftâde hazretleri, “Peki getir!” deyince,
O, bir sepet alarak, yola düştü hemence.
Çekirge mevkiinde, bir bağı var idi ki,
Sür’atle yürüyerek, bağa oldu mülâki.
Mevsim kış olduğundan, yağmıştı her yere kar,
Baktı, karlar altında, kalmış bütün asmalar.
Bir asma çubuğunu, temizledi karlardan,
Salkım salkım üzümler, göründü hemen alttan.
“Bu, hocam Üftâde’nin, açık bir kerâmeti.”
Deyip, o üzümlerle, doldurdu o sepeti.
İçeri girdiğinde, sürüyordu o sohbet,
Talebeler ettiler, bu kerâmete hayret.
Yanına çağırmıştı, cümle talebeleri.
O sohbet ediyor ve onlar da dinliyordu,
Bir ara sohbetini, kesip şöyle buyurdu:
(Dostlarım, tâze üzüm, canımız etti talep,
Aransa bulunur mu, bu gece vakti acep?)
Talebenin kalbinden, geçti ki o arada;
“Bulunmaz tâze üzüm, bu kış günü ve karda.”
Ve lâkin Azîz Mahmud, düşündü ki şöylece;
“Mâdem hocam istedi, bulmalıyım bu gece.”
Ve ayağa kalkarak, arz etti ki: (Efendim,
Müsâde ederseniz, ben bulup getireyim.)
Üftâde hazretleri, “Peki getir!” deyince,
O, bir sepet alarak, yola düştü hemence.
Çekirge mevkiinde, bir bağı var idi ki,
Sür’atle yürüyerek, bağa oldu mülâki.
Mevsim kış olduğundan, yağmıştı her yere kar,
Baktı, karlar altında, kalmış bütün asmalar.
Bir asma çubuğunu, temizledi karlardan,
Salkım salkım üzümler, göründü hemen alttan.
“Bu, hocam Üftâde’nin, açık bir kerâmeti.”
Deyip, o üzümlerle, doldurdu o sepeti.
İçeri girdiğinde, sürüyordu o sohbet,
Talebeler ettiler, bu kerâmete hayret.
SOHBET - MEZHEB VE RAHMET
Allahü teâlâ ve Resûlü, mü’minlere merhamet ettikleri için, bâzı işlerin nasıl yapılacağı, Kur’ân-ı kerîm ve hadîs-i şeriflerde açıkca bildirilmedi. Açıkça bildirilse idi, öylece yapmak farz ve sünnet olurdu. Farzı yapamayanlar, günâha girer, kıymet vermeyenler de kâfir olurdu. Mü’minlerin hâli güç olurdu.
Böyle işleri, açık bildirmiş bulunanlara benzeterek işlemek lâzım olur. Din âlimleri arasında, işlerin nasıl yapılabileceğini, böyle benzeterek anlayabilenlere Müctehid denir. Bir müctehidin, ictihad ederek, elde ettiği bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir.
Erkek : Hayreddin - Kız : Müzeyyen - Yemek : Sebze çorbası, Izgara balık, Salata, Helva
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE