TARİH - GÜL BABA
1480 yıllarında Sultan II. Beyazıt Hân, Galata ormanlarında avlanırken, küçük bir kulübede münzevî hâldeki bir mevlevî dervişine rastlamış. Çevresinde Gülbaba diye anılan derviş, kendi yetiştirdiği gülleri budamakta imiş. Bir sarı, bir de kırmızı gülü Padişaha hediye etmiş, karşılığında da, mahâllinde bir “külliye”, irfan ocağı kurulmasını istemiş. Pâdişah hiç vakit geçirmeden orada, bugünkü Galatasaray’ın bulunduğu mahâlde üç ayrı bina ve bir de câmi inşa ettirmiş. Böyle bir efsâne içinde doğan Galatasaray’ın bu günlere kadar uzantıları hep benzeri efsânevi gelişmelerle dolmuştur.
Kimi zaman ilmiyenin hukuk öğretimi yaptığı, kimi zaman da tıp tedris edildiği bir okul oldu. Tanzimat’tan sonra da saraya ve mülkî yönetime hazırlık amaçlı Mekteb-i Sultanî adıyle bir irfan yuvası olmuş. Her dönemde Devlet ve Millet hizmetinde bir “Efsane” kuruluş olarak faaliyetini sürdürmesini bilmiştir. Gül Baba’nın Padişaha hediye ettiği iki gülün renkleri de Galatasaray’a bir simge, bir bayrak olmuştur.
E. Büyükelçi Oğuz Gökmen ( Türkiye Gazetesi, 1.12.1994)
DÜNKÜ CEVAP
X = I + IX Ters yâni, 1800 çevrilince
Erkek : Zahit - Kız : Zahide - Yemek : Sebze çorbası, Kuru fasulye, Bulgur Pilavı, Cacık
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE