MAKALE - OSMANLI KÂBUSU
Osmanlı'nın haşmetli dönemi, nasıl bizim en şerefli ânımız ve en tatlı rüyamızsa, Batı’nın da en korkunç kâbusudur. Avrupalı, ne kadar evrenselleşme, küreselleşme, çağdaşlaşma... edebiyâtı yapsa da, teknolojik gelişme yolunda ne kadar büyük bir mesâfe alsa da, şuûrunun altına yerleşen bu korkulu kâbustan da, onun komplekslerinden de kurtulamamıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Türkiye’nin önünde geniş ufukların açılması, eski günleri hatırlatmış, kabuk bağlamak üzere olan yaraları kanatmış ve Avrupalıya bu kâbusu hatırlatarak, o kompleksi uyarmıştır. Bölücü terörün azması da dahil, başta ülkemiz olmak üzere, Türk-İslâm âlemini tehdit eden kirli oyunların altında, bu şifâ bulmaz kompleksin izleri vardır.
Bu meselenin şaşırtıcı yanı şudur ki, Osmanlı İmparatorluğu, sırf Batı’nın değil, kültür emperyalizmine mağlup oldukları için, özlerinden kopup köklerine yabancılaşan yarıaydınlarımızın da kâbusudur! Tıpkı Batılılar gibi, onların tezgahladığı kültür emperyalizmine yenik düşen bâzı yerli yarıaydınlar da aynı kompleksin girdabına yuvarlanmış ve geçmişlerini inkâra kalkışmayı, hatta ona cephe almayı bir entellektüellik sanmışlardır.
ŞİİR - DÖRTLÜK
Var, musallada yatan mevtâya bak da, ibret al!
Bir kefendir âkıbet, sermâye-i beğ ve fakîr,
Varlığa mağrûr olan, mecnûn değil de, yâ nedir?
Erkek : Medeni - Kız : Nazife - Yemek : İşkembe Çorbası, Et Yahni, Pilav, Baklava
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE