HATIRA - ESKİYE HASRET
Biz Kazak Türklerindeniz. Yıllar önce, daha yeni evlendiğimizde, beyimle Türkiye’ye geldik. Türkiye bizi bağrına bastı. Beyim, ufak çaplı ticârete yönelirken, ben de, iki kız çocuğuma rağmen, yoğun bir tempoda, ard arda üç üniversiteyi bitirdim. Avrupa’da masterden sonra üniversitede öğretim üyeliğim sırasında, kendi isteğimle bu hayata vedâ ederek, evimin hanımı olmaya karar verdim. Beyim de, iş hayatında iyi bir çalışma gösteriyordu. Milyonlar, milyarlarla tanıştık bu zamanda. Şirketine şirket katarak, kısa zamanda büyük bir iş adamı oldu.
Geldiğimizde, beyimle aynı güzel duyguları paylaşırken, şimdi aramızda dağlar kadar uçurumlar var. Hasretini çektiğimiz, mânevi havaya, huzûrlu bir hayata kavuşmuştuk. Bu arada Türkiye Gazetesi’ni de tanıdım.
Beyim iş dünyasında kazandıkça, ihtiras sahibi kimse olup çıktı. Ne kadar ağlayıp yalvardıysam kâr etmedi. Önce namazı terketti. Ardından sefâhata yöneldi. İçki ve kumar derken, nihayet evlilik dışı hayat da dâhil olmak üzere her türlü rezilliğe bulaştı. Aramızda, gittikçe genişleyen müthiş bir uçurumda, kızlarımın zâyi olmaması için çırpınıyorum şimdi. Ama beyimi, çocuklarımın babasını, kurtarmaya da, gücüm yetmiyor. Dünya artık bana zindan geliyor.
Ah! Kazakistan’dan geldiğimiz gibi fakir olsaydık da, bu ızdırâbı çekmeseydim? İnsanın sadece paraya değil mânevi gıdaya da ihtiyacı olduğunu şimdi çok iyi anlıyorum. O da gazetedeki Bizim Sayfa'yı sürekli okusaydı, bu kadar kendini unutmazdı.
Rümuz: "Şakayık" - İstanbulErkek : Semih - Kız : Sâime - Yemek : Mercimek Çorbası, Ispanak, Meyvalı kek
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE