TARİH - MUKADDES EMÂNETLER
Bu günün, Türk-İslâm Tarihi’nde çok önemli bir yeri vardır. Çünkü, Hilâfet artık Osmanlı Hânedanı’na geçiyor ve Cihan İmparatorluğu, İslâmiyetin bir de böyle bir mesûliyet altında koruyucusu oluyordu. Mısır'ın fethinden sonra, Kasr-ı Yusuf denen ve Kahire’ye hâkim tepede kurulan Otağ-ı Hümâyûn’da heyecan doruğundaydı. Sultan Selim Hân, Solakbaşı Rüstem Ağa’nın getirdiği haberle bir hoş doğruldu. Kapıkulları’na işaret etti. Hemen ibriği, leğeni hazır ettiler. Padişah, zaten abdestli olmasına rağmen, abdest tazeledi.
Mekke Şerîfi Ebül Berekât adına, oğlu Ebû Nuûmî’nin Hicaz’dan getirdiği ağırlık arasında Hazret-i Muhammed’in "Sancak-ı Şerîf"i ve "Hırka-i Seâdet"i de vardı. Yorgun develer ağır ağır yürürken, kervanı karşılamak üzere Kahire kapısında toplanan halk, mahşer gibi kaynaşıyordu. Ama, asıl sabırsız olan Yavuz Sultan Selim’di.
Otağ-ı Hümâyûn’da, ulemadan İbn-i Kemal Şemseddin Efendi’yle bir süre yalnız kalan Sultan Selîm, dolu gözlerini silerken şöyle diyordu:
"Cenâb-ı Allah’a hamd-ü senâlar olsun! Şükür, Selim kuluna bu günleri de gösterdi."
Sancak-ı Şerîf mahfazası ve "Hırka-i Saâdet" sandukası usulca indirildi. Bu mübârek eşyanın Otağ-ı Hümâyûn’a taşınmasına Cihangir Padişah da bizzat yardım etti.
Erkek : Nasuh - Kız : Saime - Yemek : Karnıyarık, Fırında makarna, Kavun
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE