TARİH - PÎRÎ REİS
İskenderiye'de 3 Haziran 1517, Çarşamba. Limanda demirli Osmanlı Donanması'nda büyük heyecan vardı. Bütün gemiler donatılmıştı. Leventler güvertelerde saf saf, Reisler köprü başında idi. Üç çifteli saltanat kayığı rıhtımından ayrılırken, top atışları başladı. Donanmanın büyük misâfiri, Yavuz Sultan Selim Hân geliyordu. Onu takip eden kayıklarda Nişancı Mehmed Ağa, Yeniçeri Ağası Ayas Ağa, Divan Kâtibi Haydar Çelebi, iki yanda da hassa neferleri...
Padişah, önce Kaptan Cafer Ağa’nın sancak gemisine şeref verecekti. Sonra birkaç gemiyi gezecekti. Kadırgası arkada olduğu için, Pîrî Reis böyle bir ziyareti hiç beklemiyordu. Hiç beklemediği halde, saltanat kayığının kadırgasına doğru yöneldiğini gören Pîrî Reis gözlerine inanamadı.
Yavuz, el etek öpmesini bilmeyen, ama tek buyruğuyla gözlerini bile kırpmadan ölüme gidebilecek bu derya yiğidine hayrandı. Gemisini gezdikten sonra, övgü dolu sözlerini Pîrî Reis’ten de esirgemedi. Ancak, bu kurt denizci bir şeyler söylemek istiyordu. Yavuz, hemen anlamıştı bunu:
-Söyle Reis, bir mâruzatın mı var?
Pîrî Reis, Padişah’a kendi eseri olan bir armağan vermek istiyordu. Yavuz merak etmişti. Ne olabilirdi bu? Pîrî Reis, leventlerinden birini kaptan köşküne gönderdi. Onun getirdiği, kırmızı kadife kesesine özenle yerleştirilmiş eserini, iki elinin üstünde uzattı. Bunu, Nişancı Mehmed Paşa aldı, açtı: Ceylan derisine çizilmiş bir dünya haritası...
Padişah, haritayı kısaca inceledikten sonra, dudaklarında hafif bir tebessümle uzaklara baktı ve dedi ki:
"Demek bu dünya, bir hükümdara yetmeyecek kadar küçükmüş..."
Sonra, elini Pîrî Reis’in omuzuna koyarak şöyle konuştu:
"Baka Reis! Hünerin ilim olmakla bahtiyar ettin bizi. Kılıcın gibi kalemin de muzaffer ola!.."
Erkek : Fehmi - Kız : Nermin - Yemek : Etli bamya, Pilav, Komposto, Meyve
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE