Untitled Document

HATIRA - DANİMARKALI GELİNİMİZ (1)

Bir zamanlar, sadece ana ve babamın ısrarıyla başımı örterdim. Böyle örtünürken bile aşağılık duygusuna kapılırdım. Onların dindarlığı ise, şekilcilikten öteye gitmiyordu. Başımdaki yarım yamalak örtü, onların gözünde beni dindar bir kız yapıyordu. Danimarka'da çalışan biriyle evlenip oraya gidince çok sevindim. Artık, serbestçe gezip tozuyor, istediğim kıyafeti giyip çıkartabiliyordum.

Ağabeyim de yanımıza geldi. Dairemizin üst katında kalan, bir kızla tanışıp, anlaştı. Müslüman olması şartıyla, evlendiler. Gelinimiz, ağabeyime dedi ki, "Madem müslüman olmamı söyledin, bana islâmiyeti öğret!" O, ne biliyor ki, ne öğretsin?

Yengem, "Mâdem ki müslüman oldum, bu dîni öğrenip yaşamalıyım. Hıristiyan iken dinimi biliyor ve yaşıyordum!" deyip, islâmiyeti öğrenebilmek için  Türkiye Gazetesi'nin bürosundan, islâmiyetin esasını, ibâdetlerin nasıl yapılacağını bildiren, kısaca fıkıh bilgisi ile dolu olan Endless Bliss (Tam İlmihal Seadet-i Ebediyye) isimli kitabı alıp durmadan okuyordu...Ayrıca Kur'ân-ı kerîm okumayı da öğrendi...
Bir gün, uzun, bol bir pardesü ve saçının bir teli dahi görünmeyecek şekilde eşarbıyla yengemi karşımda görünce hayretten suratımı buruşturarak bağırdım: "Yenge bu ne hâl böyle? Niye örttün başını?"

"Bir müslüman hanım olarak bu soruyu sorman çok şaşırtıcı. Kadınların örtünmesini dînimiz emretmiyor mu?" dedi. Misafirlere, "Hoşgeldiniz" deyip mutfağa geçti. Sebebini sordum "İçeride yabancı erkek var ya!" dedi. Şaşırdım... "Akrabamız onlar. Yabancı değiller ki?" dedim. Yüzüme ciddi ciddi baktı:

"İnanın siz dinimizi bilmiyorsunuz. Ben, nikahım düşebilecek erkeğin bana yabancı olduğunu öğrendikten sonra, böyle davranıyorum..."

(Devamı yarın)



Erkek: Mustafa - Kız: Nurhayat  - Yemek : Düğün çorbası, Kıymalı Ispanak, Yoğurt



Featured Image 01