MANZUM MENKIBE - ALTIN-GÜMÜŞ
| "Ebüssü'ûd Bâzinî," devrinin âlimiydi, |
| Bir büyük velî olup, kerâmet sâhibiydi. |
| Eski elbise giyip, yaşardı sâde hayat, |
| Çok mütevâzi olup, ederdi hep kanâat. |
| Dünyâya düşkün biri, duysaydı sohbetini, |
| Çıkarırdı gönlünden, dünya muhabbetini, |
| Fakir ve gariplerle, olurdu alâkadar, |
| Dünya düşkünlerine, etmezdi hiç i'tibar. |
| Bu velî'yi tanıyan, vardı ki zengin bir zât, |
| Para vermek istedi, kendisine o bizzat. |
| Lâkin kabul etmedi, parayı bu evliyâ, |
| Dedi: Düşkün değiliz, biz aslâ bu dünyaya. |
| O zât ısrar edince, bir hayli yalvararak, |
| Buyurdu ki: Ey kişi, dön de şu sahrâya bak. |
| Bakıp hayret içinde, kalmıştı o arada, |
| Zîra "altın" ve "gümüş", akıyordu sahrâda. |
| Derhal ayaklarına, kapanıp bu büyüğün, |
| Talebesi olmakla, şereflendi aynı gün. |
FIKRA - ZAM
Ali Bey, patronuna çıkarak kekeleyerek
-Efendim şey şey der. Herşey pahalandı. Aylığımın biraz arttırılmasını rica edecektim. Patron gülümseyerek cevap verir:
-Aylığınızı geçen ay arttırdık. Geçen ay zarfta yüzde elli fazla vardı.
-Şey! Afedersiniz efendim. Hanım o zamın hiç sözünü etmedi de...
Erkek : Latif - Kız : Letafet - Yemek : Kıymalı Ispanak, Fırında makarna, Sütlaç, Armut
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE