Untitled Document

SOHBET - KUR'AN-I KERÎM TERCÜMESİ

Kur’ân-ı kerîm hiç bir dile, hattâ Arapçaya bile tercüme edilemez. Herhangi bir şiirin bile, tam tercümesine imkân yoktur. Ancak izâh edilebilir. Kur’ân-ı kerîm’in mânâsı tercümeden anlaşılmaz. Bir âyetin mânâsını anlamak demek, Allahü teâlânın, bu âyette, ne demek istediğini anlamak demektir. Bu âyetin herhangi bir tercümesini okuyan kimse, murâd-ı ilâhiyi öğrenemez. Tercüme edenin, bilgi derecesine göre anlamış olduğunu öğrenir.

Diyânet İşleri Başkanı Mustafa Sait Yazıcıoğlu, 8 Ocak ve 01/924/008 sayılı açıklamasında, diyor ki:

“Sadece Başkanlığımızca yayınlanmış, Kur’ân-ı kerîm meâlinde değil, diğer meâllerde de, ba’zı hatâlar bulunmaktadır. Diyânet İşlerinin hazırladığı tercümenin önsözünde deniyor ki:

“Kur’ân-ı kerîm, Türkçeye değil, hiç bir dile hakkıyla çevrilemez. Kur’ân-ı kerîmde muhtelif mânâlara gelen lafızlar vardır. Böyle bir lafzı tercüme etmek, çeşitli mânâlarını bire  indirmek olur ki, verilen tek mânânın murâd-ı ilâhi olduğu bilinemez.”

1986’da İstanbul’da (Kurân Tercümeleri Sempozyumu) yapıldı. 500’den fazla tercüme incelendiğinde, birbirini tutmıyan hükümler görüldü. Herkes anlayışına göre tefsîr ettiği için, bu acı tablo karşımıza çıkmıştır.Halbuki; Eshâb-ı kirâmdan gelen nakle dayanılsaydı böyle olmazdı. Türkiye’de ilk defa Kur’ân tercüme işini, Cihan kitabevi sâhibi Misâk isimli bir Ermeni başlatmıştır. Maksat, dinimizi  bozmaktır.



Erkek : Sami - Kız : Hicret - Yemek : Un çorbası, Güveç, Kıvırcık Salata, Mandalina



Featured Image 01