HİKÂYE........KIBLE NE TARAFTA (II)
Sonra oturup, bir çocuk gibi elleriyle yüzünü kapattı. Hıçkırı hıçkıra ağladı... Ben de dayanamadım. Üzüldüm oğlumun perişân hâline. Onu bu hâle kimler getirmişler. Namaz kılanları bir bakıma küçük görür, ilmen gelişmemiş olarak görürdük. Bu yüzden bizde kıble belli değildi....
Bir gün, bir komşum bana bayağı çıkışmıştı. “Şu çocukla bir ilgilensen ya... Herhalde bazı gerici arkadaşlara kapılmıştır. Çocuğun hayatını kurtarsana...” deyince, bardağı taşıran son damlayla harekete geçtim. Bir gün parkta, oğlumun hayatını zehir edenleri gördüm. Onun gibi birkaç gençti. Oturmuş sohbet ediyorlardı. Yanlarına gittim. Ağzıma geleni söyledim. Olmadık hakâretler ettim. Onlar, ayağa kalkıp, ceketlerini iliklediler. Başları önlerinde öylece beni dinlediler.
O üzüntü ve utançla eve geldim. Acaba hatâ mı ediyordum? Yoksa yanlış yolda olan ben miydim? Oğlum eve gelince, başka zaman olsa hâdise çıkarırdı. Elimi öperek, arkadaşlarının hiç birisinin yaptığım hakâreti hak etmediklerini ve buna rağmen, beni üzdükleri için özür dilediklerini, selamlarını iletti. Allahım, aklım bir türlü almıyordu. Ve o dakikadan itibaren, benim oğluma öğretmem gerekenleri oğlum bana öğretmeye başladı. Kısa bir zaman içinde namazı ve diğer ibâdetleri öğrenip tatbik etmeye başladım. Yâ Rabbî, sana binlerce şükür...
(Türkiye Gazetesi: 24.4.1988)
Hacer Ertek
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE