SOHBET... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... ... .KUR’ÂN-I KERİM TERCÜMESİ
Kur’ân-ı kerîm; hiçbir dile, hatta Arapça’ya da tercüme edilemez. Herhangi bir şiirin kendi diline bile, tam tercümesine imkân yoktur. Ancak meâli ve izahı olur. Kur’ân-ı kerîmin manasını anlamak için tercümesini okumamalıdır. Bir âyetin manasını anlamak demek, Allahü teâlânın, bu âyette ne demek istediğini anlamak demektir. Bu âyetin herhangi bir tercümesini okuyan kimse,murâdı ilâhiyi öğrenemez. Tercüme edenin, bilgi derecesine göre yaptığı meâlini öğrenir.
Kur’ân-ı kerîmin manasını yalnız Muhammed aleyhisselâm anlamış ve hadîs-i şerîfler ile bildirmiştir. Kur’ân-ı kerîmi tefsir eden odur. Eshâb-ı kirâm bile ana dili olarak Arapça bildikleri, edip ve beliğ oldukları halde, bâzı âyetlerini anlayamaz, Resûlullaha sorarlardı.
Din âlimlerimiz, uyumayarak , dinlenmeyerek, istirahatlarını fedâ ederek, bu hadis-i şerifleri toplayıp, tefsir kitaplarını yazmışlardır. Bu tefsir kitaplarını da anlayabilmek için, otuz sene durmadan çalışıp, yirmi ana ilmi iyi öğrenmek lâzımdır. Bu yirmi ana ilmin kolları seksen ilimdir.
Din bilgisi az olanların İslâmiyeti öğrenmek için, tefsir ve hadîs-i şerîf okuması uygun değildir. Kur’ân-ı kerîmi yanlış anlamak veya şüphe etmek insanın imanını giderir.
Yalnız Arapça bilmekle, tefsir ve hadis anlaşılamaz. Arapça bilenleri, din âlimi sanan aldanır. Kur’ân-ı kerimin hakîki manasını anlamak, öğrenmek isteyen bir kimse, din âlimlerinin kelâm, fıkıh ve ahlâk kitaplarını okumalıdır. Bu kitapların hepsi, Kur’ân-ı kerîmden ve hadîs-i şerîflerden alınmıştır.
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE