Untitled Document

TA­RİH..................(dün­den de­vam).......AV­RU­PA VE İS­PAN­YOL­LAR(2)

Câmiye giren herkes, âdetâ büyüleniyordu. Bu kadar güzellik, o zamana kadar dünyânın hiç bir yerinde görülmemişti.
Cami’nin 20 kapısı vardı. Etrâfında bahçeler, havuzlar, fıskiyeler, çeşmeler vardı. Geceleyin 7425 gümüş kandillerinden fışkıran renkli ışıklar, câmii aydınlatıyordu. Minârelerin tepesinde nar şeklinde başlıklar bulunuyordu.
Bu başlıklar mücevherler, inciler, zümrütlerle süslenmiş taş araları altın parçaları ile örtülmüştü.
Hıristiyanlar 1492 de Endülüs Devletini mahvedip Kurtuba’ya girince, ilk iş olarak, bu camiye sığınmış olan müslümanları merhametsizce boğazladılar. Câmiin kapılarından kan akmaya başladı. Ondan sonra, altın minberi parçalıyarak aralarında taksim ettiler. Fildişinden yapılmış rahleleri paylaştılar. Vahşi İspanyollar, bütün müslüman ve Yahûdileri kılıç tehdidi ile zorla hıristiyan yaptılar. Ellerinden  kaçabilen, Yahûdiler Osmanlı devletine ilticâ ettiler. Bugün Türkiye’de bulunan Yahûdiler bunların torunlarıdır.
Hıristiyan İspanyollar görülmemiş bir vahşet ile Müslüman ve Yahûdileri yok ettikten sonra , bu şaheser câmii yıkmaya başladılar. Önce minârelerdeki altın ve zümrütle işlenmiş nar şeklindeki başlıkları indirerek yağma ettiler. 1523 yılında bu yarı yıkılmış Câmi’nin ortasında bir kilise yapmaya karar verildi.
Bu gün bu haşmetli binayı ziyâret edenler, harap olmasına rağmen İslâm mimarisinin bu büyük eserinin güzelliği büyüklüğü karşısında hayrân kalmakta, ortada bir cüce gibi görünen kilisenin haline acımakta ve böyle bir haşmetli eserin bu hâle gelmesine müteessir olmaktadırlar.
Herkese Lâzım Olan İmân:(344-347)

 



- Yemek : Yayla çorbası, Tas kebabı, Şekerpare

Featured Image 01