ŞANLI TARİHİMİZ ................. (Dünden Devam) DESTAN YAZAN BİR YİĞİT (II)
O sırada, kapının üzerinde devrilen kara kazanı dehşetle seyrettiler.
- “Destur bre Ahmed’im! Eyvah!..”
Kızgın yağ, su dolu hendeğin üstünde duman duman yayıldı...
- “Gitti!” diyordu Derviş Paşa, “Gitti Ahmed’im, eyvah!..”
Halbuki cok sürmedi. Kul Ahmed’in yığıldığı yerden dağ gibi doğrulduğunu gördü.
- “Ya Allah!” diye bir solukta kendini hendeğin öte yanına savurdu geçti.
Olacak şey değildi bu. Ama; Kul Ahmed başarmıştı. Şimşir kapıyı askıya alan halatlar üstünde al sancağın ağır ağır yükseldiğini gören neferler, şimdi bir çığ gibi Kostarza önüne akıyordu.
Düşman büsbütün şaşkındı. Kul Ahmed, hançerini yağlı halatlara çamlarkan, sevinçten ağlıyordu.
Nihayet, koca şimşir kapı sarsıldı, demir kancalardan kurtuldu. O korkunç gürültüyle hendeğin üstüne devrildi. Köprü oldu. Yetişen cümle bahadır, kaleye sel gibi dalıverdi...
Gün, bugündü. Lefkoşe bizimdi artık. Kuşluk zamanı Nicola Dondola’nın sarayında gayri Osmanlı sancağı dalgalanırken meydan, zafer marşları ile inliyordu. Gaziler birlik oldu, bunca şehit arasında hep Kul Ahmed’i aradılar.
Neden sonra koynundaki mushafın gümüş kabından tanıdılar...Başı yoktu...
Metin Soysal (Mavi Kırlangıç)
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE