SOHBET................................KUR’ÂN-I KERÎM TERCÜMESİ
Bugün, birçok kimse bozuk tercümeleri ve lâtin harfi ile yazılmış, ne olduğu belirsiz kitapları (Türkçe Kur’ân) diye gençliğin önüne sürdükleri, görülüyor. (Arabça Kur’ân, yabancı dildir. Onu okumayın! Öz dilimizle bunu okuyun!) diyorlar. Böyle söyliyenlere dikkat edilirse, çoğunun namâz kılmadığı, oruç tutmadığı, haramlara, hattâ dinsizliğe dalmış bulunduğu, müslümanlığa, yalnız lâf ile bağlı olduğu anlaşılır. Bu kimseler, Mozart’ın Figarosu’nu ve Molyer’in şiirlerini niçin Almanca, İtalyanca, Fransızca söylüyorlar ve dinliyorlar? “Bunlar yabancı dildir. Öztürkçe söylemek lâzımdır.” demiyorlar? Bunları Türkçe’ye tercüme etmiyorlar. Çünki, Türkçe’ye tâm çevrilemeyeceğini biliyorlar. Türkçesinden, nefisleri zevk alamıyor. İşte, müslümanlar da, bu kitâplardan Kur’ân-ı kerîmin zevkini alamaz, ruhlarını besleyemez. Kur’ân-ı kerîm gibi ilâhi belâgat ve i’câzı hâiz bir kitâp, yalnız Türkçe’ye değil, hiçbir dile hakkıyla çevrilemez. Eski tefsîrlerin ışığı altında verilen ma’nâlara da tercüme değil, meâl demek uygundur. Kur’ân-ı kerîm tefsirinden din öğrenilmez. İslâmiyeti öğrenmek isteyenler, hakîki İslâm âlimlerinin ilmihâl kitaplarını okumalıdır.
(Tam İlmihâl’den)
Gözlerimde parıltısı bakır bir tasın,
Kulaklarım komşuların ayak sesinde;
Varsın bir yudum su veren olmasın,
Başucumda biri bana su yok desin de.
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE