HİKÂYE.....................................KIYAS MUMU
Tarihteki, meşhur İstanbul yangınlarından biri. Tulumbacılar (itfaiyeciler) yangını söndürmeye çalışıyor. Bekçiler ve tellalların sesi göklere yükseliyor:
–Yangın var!.. Yangın var!..
Yangın bir paşa konağına ulaşıyor. Tulumbacılar ısrarla söndürmeye uğraşıyor. Halk korkudan dağılıyor. Bu arada, paşanın güzelliği ile meşhur kızı her nasılsa yangının önüne düşüyor. Son süratle kaçıyor. Arada bir nefes için duraklıyor, yangın yaklaşınca yine koşuyor. Böylece gece nereye gittiğini bilmeden hayli uzaklaşıyor. Nihayet bitkin bir halde bir câmi avlusuna kendini atıyor.
Mevsim kış; soğuk iliklerine işliyor, sığınacak bir yer arıyor. Küçük bir ışık görüyor; ilerliyor ve birden içeriye dalıyor.
Fakir bir oda. Sevimli bir delikanlı mum ışığında kalın bir kitap okuyor. Göz-göze geliyorlar. Delikanlı şaşırıyor ve soruyor:
-İn misin, cin misin?
-Dışarda yangın var, kendimi buraya dar attım.
-Ben bekârım, burada kalamazsın.
-Bu karanlık ve soğukta nereye gidebilirim?
Der ve yere yığılır.
Bu ifade ve iltica karşısında çâresiz kalan genç talebe, bu emri vâkii kabul ederek kıza su verir ve köşede duran yatağını gösterir.
Dersine döner, ama bir türlü ilerleyemez. Çünkü şeytan iğfale başlamış ve zihni alt üst olmuştur. Kendi kendine:
“Fırsatı kaçırma, bu kadar güzel bir kız ömrünün sonuna kadar bir daha eline geçmez; hem de kim görecek?” der.
(Devamı yarın)
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE