SOHBET ................................. ŞEYH-ÜL-İSLÂM YAHYA EFENDİ
Sultan Dördüncü Murad Hân devrinde Osmanlı Devletinin 42. Seyh-ul-İslâmı olan Minkârîzâde Yahya Efendi 27 Şubat 1644 yılında vefât etti. Kabri Üsküdar’daki kendi Medresesi yanındadır.
Şeyh-ul-İslâm Yahya Efendi 86 yaşındaydı. Bağdat önlerinde cenk eden IV. MURAD Hân’la beraber idiler... Üstelik bizzat Padişah ile birlikte, en ileri hatlarda sur dibine sokuluyorlardı...Mücahîdleri için koşan, bu dünya ve âhiret sultanlarını gören askerleri, gayrı kimse tutamazdı...
Nitekim surlar üzerindeki boğaz boğaza çarpışmalar sırasında, Tayyar Mehmed Paşa, şehâdet şerbetini içti. Kendisi Sadrâzâm idi. Kanlı elbiseleriyle oracıkta gömüldü. Büyük Cihangir Murad Hân ağladı; Şeyh-ul-İslâm duâ etti...Ve 24 Aralık 1638’de ORDU-YU HÜMAYÛN; (Ana gibi yâr, BAĞDAT gibi diyâr)’a, ikinci defa girdi...
Ertesi gün de İmâmı Âzam Ebû Hanife hazretlerinin türbesini, bütün maiyyetiyle beraber ziyaret eden “Bağdat Fâtihi” 3 hafta orada kaldı.
14 Ocak 1639 Cum’a namazını, Mescid-i Â’zamiye’de kıldıktan sonra, Der’saadet’e (İstanbul’a) doğru yola koyuldular...Â’zamiye’deki Cum’a Hutbesini, 87 yaşına giren Koca Şeyh-ul-İslâm Yahya Efendi verdi...
BOĞAZA BİR ŞEY KAÇINCA
Hastayı, omuzları aşağı sarkacak şekilde yüzükoyun yatırdıktan sonra iki omuz arasına kuvvetle vurmalıdır. Kaçan madde görülebiliyorsa, daha derine göndermemek şartıyla parmakla almaya çalışılabilir, hastayı kusturmak da faydalıdır.
MANZUM ATASÖZÜ
Güneş balçıkla sıvanmaz
Mızrak çuvala sığmaz.
Karlı olur yüksek dağların başı
Yiğitin yiğittir arkadaşı.
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE