SOHBET ................ KELİME-İ TEVHİDİN FAZİLETİ
Dıhye-i Kelbî iman etmeden önce zengin bir Arap melîki idi. Peygamber efendimiz, onun Müslüman olmasını çok arzu ederdi. Zira, mevkii, itibarı ile etrafında ona bağlı yediyüzden daha fazla kişi vardı. Onların da İslâmiyet ile şereflenmeleri kendisine bağlı idi.
Dıhye-i Kelbî Müslüman olmak isteyince Cenâb-ı Hak, Resûl-i ekreme bir sabah namazından sonra vahyederek; (Dıhye’nin kalbine imân tohumunun atıldığını) bildirdi. Biraz sonra Dıhye Mescid-i Nebeviye girdi. Resûl-i ekrem omuzlarındaki elbisesini yere serdiler. Oraya oturmasını işaret buyurdular. Resûl-i ekremin bu keremini gören Dıhye’nin gözlerinden yaşlar boşandı. Ta’zimle ‘’Lâilâhe illâllâh Muhammedün Resûlullah’’ diyerek hıçkıra hıçkıra ağlayamaya başladı. Peygamber aleyhisselâm sordu:
-Niçin ağlıyorsun?
-Ya Resûlullah! Ben çok büyük günahlar işledim. Bu günahlarımın keffareti nedir? Malımın mülkümün sadaka olarak verilmesi mi, yoksa öldürülmem mi gerekiyor?
-Ya Dıhye, nedir günahın?
-Ya Resûlullah, câhiliyye devrinin âdetine uyarak kız çocuklarımı öldürmüş idim.
Tam o sırada Cebrâil aleyhisselâm gelerek:
“Ya Resûlullah, Allahü teâlâ müslüman olanların câhiliyet devrindeki günahlarını affetti.’’ buyurdu.
GÜNÜN TARİHİ ................ KUDÜS’ÜN FETHİ
30 Aralık 1516’da Sultan Selim Han Kudüs’ü elegeçirmişti. Filistin’in güneyinde, Sina sınırında ve Akdeniz yakınlarında karşısına çıkan Memlûk ordusunu yenen Yavuz Selim’in kumandasındaki Türk ordusu, buradan yoluna devamla 30 Aralık 1516 günü Kudüs’e varmış ve kutsal şehre en ufak bir mukavemet görmeksizin girmişti. Yavuz Selim Han o gün Mescid-i Aksa’yı ziyaretle bu kutsal makamda iki rekat namaz kılmıştı. Kudüs, artık Türklerin elindeydi.
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE