TARİH .................“EN AĞIR SUÇ’’
Sultan Ahmed Câmiî’nin inşa edildiği yıllarda bir gün,” Pâyitaht-ı Cihan’’ olan İstanbul çok garip bir haberle uyandı... Sözde, Rus Kazakları, Sinop’u basmışlar ve birçok esir ve ganimetle memleketlerine dönmüşler!.. O zamanlar KARADENİZ, kapalı bir Türk-gölü olduğu için olay, herkeste şok tesiri meydana getirmişti. Gerçekten, (çayka) adlı ince kayıklarla, Don nehrinden Karadeniz’e inen Ukraynalılar, bir gece içinde Sinop’a ulaştılar. Sinop halkı, gâfil avlandı.
Karadeniz muhafızı İbrahim Paşa, çok akıllıca hareket etti... Karadeniz’in karanlıklarında “Bir avuç korsanı’’ aramak yerine, dönecekleri yolu kesti.
Gasbettikleri ganimetle başı dönmüş baskıncılar, Don nehri ağzına vardıklarında, kendileri şoke oldular! İbrahim Paşa hepsini, şaşkın ördek gibi teker teker topladı. Bütün ganimeti, esirlerle birlikte Sinop’a iâde etti.
Hâdiseyi işiten Cihan Padişahı Sultan Ahmed Hân, teferruatı öğrenmek için, Sadrâzam Nasuh Paşa’yı huzura çağırttı. Nasuh Paşa, meseleyi örtbas etmek için önemsemez görünmüş ve hakikat dışı beyanda bulunmuştur.
İki ay sonra idam edilirken de şunları itiraf etmiştir:
Bizim cür’etimiz gerçekten, Sinop Baskını’nı aşmıştır. Zira ki, Ul’ül Emr’e (Padişaha,) yalan söylemek, en azîm suçtur. Söyleyeni dahi helâke götürür.
FIKRA ................. TEHLİKELİ
Bir röportaj için akıl hastanesine giden gazeteci başhekimle çeşitli kısımları dolaşıyordu. Gazeteci bir aralık, geçtikleri koridorda kendilerine ters ters bakan bir kadın gördü. Gazeteci onu da sordu:
- Tehlikeli mi?
- Oldukça.
- Neden böyle serbest bırakıyorsunuz? Kapasanız ya, bir yere.
- Kapayamam, diye içini çekti başhekim. Hasta değil, bizim hanımdır...
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE