BÜYÜKLERİMİZ ................. İMÂM-I RABBÂNÎ
İmâm-ı Rabbânî hazretleri (Müceddid-i elf-i sânî) ismi ile meşhurdur. Eski ümmetler zamanında, her bin senede yeni bir dini tebliğ eden (Resûl) ve her yüz senede de, insanları o Resûlün dinine davet eden bir (Nebî) gelirdi. Peygamberimizden sonra, yeni bir Peygamber ve yeni bir din gelmiyecektir. Hadîs-i kudside, (Bu ümmette her yüz yıl başında, İslâm dinini kuvvetlendiren bir âlim geleceği), haber verilmektedir. Bu âlimlere müceddid, (yenileyici) denir. Peygamberimizden bin sene sonra, İslâm dinini her bakımdan ihyâ edecek, bid’atlerden temizleyip, asr-ı saâdetteki hâline getirecek zâhiri ve bâtınî ilimlerde tam vâris, âlim ve ârif bir zâtın varlığı lâzımdır. Hadîs-i şerîfler bunu bildirmektedir. Bu zâtın, İmâm-ı Rabbânî hazretleri olduğunda âlimler ittifak ettiler. Bu büyük âlim, Hicretin 1011. senesinde, ilim ve irşat kürsüsüne geçerek, cihanı, Resûlullah’ın nûrları ile aydınlatmağa, doldurmağa, İslâmiyeti ihyâ etmeğe, bid’atleri ortadan kaldırmağa başlamıştır.
ONU TANIYANLAR: Zamanının âlimleri İmâm-ı Rabbânî hazretlerine (SILA) ismi ile hitap ettiler. Sıla, birleştirici demektir. Çünkü O, tasavvufun İslâmiyetten ayrı olmadığını çeşitli vesikalarla ispat etmiştir. Hadîs-i şerîfte, (Ümmetimden SILA isminde biri gelir. O’nun şefâati ile çok kimseler Cennete girer.) buyurularak O’nun geleceği haber verilmiştir. Bu hadîs-i şerîf, İmâm-ı Suyûtî’nin (Cem’ul-cevâmî) kitabında vardır.
Evliyânın büyüklerinden ve meşhurlarından olan Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’ye hocası Şâh-ı Dehlevî hazretleri yazdığı bir mektupta şöyle buyuruyor:
“İmâm-ı Rabbânî’yi sevenler, mü’min ve takvâ sahipleridir. Sevmeyenler ise şakî ve münâfıklardır. Bütün âlem-i İslâm’a İmâm-ı Rabbânî’nin şükrünü edâ etmek vâciptir.”
Kendisine ilk defa (Müceddid-i Elf-i sânî) ismini veren, zamanının en büyük âlimlerinden Abdülhakîm-i Siyalkûtî hazretleridir.
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE