MENKIBE ................. MEVLÂNÂ VE HIZIR
Şemseddin-i Attâr hazreteleri anlatıyor:
Mevlâna Celâleddin Rûmî hazretleri bir gün câmi’de va’z ederken Hızır ile Musâ aleyhisselâmın hikâyesine gelmiş idi. Bu kıssayı, öyle fesâhat ve belâgat ile anlatıyordu ki, herkes nefesini kesip, can kulağı ile dinliyordu. Benim yanımda bir şahıs başını önüne eğmiş birşeyler mırıldanıyordu. Kulak verdim. Şöyle diyordu:
“Sanki yanımızda imiş gibi anlatıyor.’’
Bunun Hızır aleyhisselâm olduğunu anladım. Yanına sokuldum ve dedim ki:
-Anladım, sen Hızır aleyhisselâmsın! Ne olur, bana ihsân eyle!
Cevâben buyurdu ki:
-Burada Hazret-i Mevlâna varken, benim sana ihsânda bulunmam, deniz yanında teyemmüm etmek gibi olur. Senin bütün müşküllerini o halleder.
Deyip, gözümün önünden birden kayboldu.
Ben bu hali, Mevlâna hazretlerine anlatmak için yanına gittiğimde, ben söze başlamadan önce şöyle buyurdu:
-Ey Attâr, Hızır aleyhisselâmın sözleri doğrudur.
GÜNÜN TARİHİ ................. CEZAYİR’İN FETHİ
30 Eylül 1517’de, Akdeniz’in en önemli kalelerinden, biri olan Cezayir fethedilmişti. Kardeşi Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa) ile birlikte Akdeniz’i bir Türk gölü haline getiren büyük Türk denizcisi Oruç Reis Akdeniz’in bu önemli kalesini ele geçirdikten sonra burada bir beylik kurmuş; Cezayir limanını da kendisine sığınak ve kışlak yapmıştı. Oruç Reis’in ölümünden sonra kardeşi Hızır Reis, bu beyliği tek başına sürdürmüş, daha sonra kendisi Osmanlı devletinin himayesi altına girerken, Cezayir de bir beylerbeylik olarak Osmanlı Devleti’ne bağlanmıştı.
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE