Untitled Document

UÇAN TÜRK .................. HEZARFEN AHMED ÇELEBİ

Dör­dün­cü Mu­rad Han’ın pa­di­şah­lı­ğı sı­ra­sın­da, dil­den di­le do­la­şan bir ha­ber, İs­tan­bul hal­kı ara­sın­da bü­yük he­ye­can uyan­dır­dı.
He­zar­fen Ah­med çe­le­bi der­ler bir ada­mın, Ok­mey­da­nın­da ka­nat ta­ka­rak uç­tu­ğu söy­le­ni­yor­du. O gü­ne ka­dar, bir in­sa­nın kuş gi­bi gök­ler­de uç­tu­ğu ne du­yul­muş, ne gö­rül­müş­tü.
Ah­met Çe­le­bi, Ga­la­ta Ku­le­si’nin te­pe­si­ne çı­ka­cak ve ora­dan ken­di­ni boş­lu­ğa fır­la­ta­rak, tâ Bo­ğaz’ın öbür ya­ka­sın­da­ki Üs­kü­dar’a ko­na­cak­tır.
Ni­ha­yet bek­le­nen gün ge­lip çat­tı. Tat­lı bir ilk­ba­har gü­nü, halk, sa­ba­hın er­ken sa­at­le­rin­den iti­ba­ren, Ga­la­ta sırt­la­rı ve Üs­kü­dar te­pe­le­ri­ni tık­lım tık­lım dol­dur­muş­tu. Göz­ler Ga­la­ta Ku­le­si’nin te­pe­sin­de idi.
Bir­den uğul­tu­lar ke­sil­di. Ku­le­nin üs­tün­de, iki iri ka­nat gö­ze çarp­mış­tı.
Ku­le­den si­yah bir ka­ral­tı­nın dü­şer gi­bi ol­du­ğu, ama he­men ar­dın­dan, ka­nat­la­rı­nın aşa­ğı yu­ka­rı ha­re­ke­te baş­la­dı­ğı gö­rül­dü. Bu ka­nat­la­rın ara­sın­da kü­çü­cük ka­lan Ah­med Çe­le­bi, Bo­ğaz üze­ri­ne doğ­ru sü­zü­lü­yor­du.
-Uçu­yor!... Uçu­yor!... Uçu­yor!... bağ­rış­ma­la­rı ye­ri gö­ğü in­le­ti­yor­du...
Ni­ha­yet Ah­med Çe­le­bi kar­şı kı­yı­ya (Üs­kü­dar’a) kon­du. Pa­di­şah da bu ola­yı ba­şın­dan so­nu­na ka­dar göz­le­miş ve Ah­med Çe­le­bi’nin Üs­kü­dar’da­ki Do­ğan­cı­lar mey­da­nı­na ini­şin­den son­ra, ya­nı­na ça­ğır­tıp, uçan Türk’ün bu ba­şa­rı­sı­nı tak­dir­le kar­şı­la­mış­tı.

FIKRA  ..................    DE­DİK YA!..
Adam şüp­he­li bir ses­le uyan­mış­tı. Doğ­ru­lup ses­len­di:
- Kim o?...
Bir ses: “Mi­ya­aav!”  di­ye ce­vap ver­di ken­di­si­ne.
- Adam ra­hat­la­dı, tam uyu­ya­cak­tı ki, ay­nı se­si duy­du.
- Kim o?.
- Mi­ya­aav... de­dik ya ca­nım!.. Mi­yav iş­te!..

 





Featured Image 01