MENKIBE .................. EMÂNET (MEYYİTZÂDE)
Birgün Hazret-i Ömer fakirlere mal dağıtıyordu. Bir kişi yanında bir çocukla geldi. Hazret-i Ömer bunları görünce buyurdu ki:
-Sübhânallah, bu çocuğun sana benzediği kadar birbirine benziyen iki kimse görmedim.
-Yâ Emirel Mü’minîn, bu çocuğun acâib halini sana anlatayım: Bir sefere gidecektim. Hanımım hâmile idi. Ben bu halde bırakıp gidiyordum. “Çocuğumu Allahü teâlâya emânet ediyorum” dedim.
Seferden dönünce bu çocuğun annesi ölmüştü. Bir gece komşularla konuşurken, karşımdaki mezarlıktan bir ateş gördüm. “Bu ateş nedir?” diye sordum. “Bu ateş, senin hanımının kabrinden çıkar. Biz onu her gece görürüz” dediler.
“Sübhânallah, hanımım namaz kılar oruç tutardı. Bu ateş nedir?” diye merak edip gittim. Kabrini açtım. Bir lâmba yanıyor, ışıkta bu çocuk oynuyordu. Bir ses işittim.
“Bunu bize ısmarlamıştın. Şimdi sana veriyoruz.” Ben de “Ne olurdu bunun annesi de diri olsaydı” dedim.
O zaman: “Eğer annesini de ısmarlasaydın, ona da çocuk gibi verirdik.” dendi.
SOHBET.......................................KUR’ÂN-I KERÎMİ ANLAMAK
Kur’ân-ı kerîmin hakîkî ma’nâsını anlamak, öğrenmek istiyen bir kimse, din âlimlerinin kelâm ve fıkıh ve ahlâk kitâblarını okumalıdır. Bu kitâbların hepsi, Kur’ân-ı kerîmden ve hadis-i şeriflerden alınmış ve yazılmışdır. Kur’ân tercümesi diye yazılan kitâblar, doğru ma’nâ veremez. Okuyanları, bunları yazanların fikirlerine, düşüncelerine ve maksatlarına esîr eder ve dinden ayrılmalarına sebep olur.
Kur’ân-ı kerîmin, lâtin harfleri ile yazılmasına da imkân olmuyor. Çünkü bu harflerde, Kur’ân-ı kerîm harflerinin hepsinin karşılığı yoktur. Bunun için, ma’nâ bozuluyor. Okunan, Kur’ân olmayıp, ma’nâsız veyâ rastgele ma’nâlar veren, bir ses yığını oluyor.
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE