TARİH ....................... DAİMİ ORDULAR
Fransa Kralı IV. Henri 1610 yılında öldü. 30.000 civarında mevcudu bulunan ordusu, derhal terhis edildi.
Devletler o sırada, ücretli birlikler istihdam ediyorlardı. Yalnız İsveç Kralı A. Gustav, küçük fakat, disiplinli bir ordu teşkil etmişti. Tabiî bunun meyvelerini de toplamaya başladı.
O tarihlerde Fransa Başbakanı olan Kardinal Rişliyö, kuvvetli bir devlet için, daimî ordu’nun şart olduğunu ileri sürdü. O zamana kadar asîllere, istekleri doğrultusunda alay, tabur veya bölükler teslim edilirdi. Zira savaşmayı, onlardan iyi bilen henüz yoktu. Hele Subay sınıfı hiç denecek kadar azdı. O kadar ki, bazı yüzbaşılar bizzat kendileri asker topluyorlardı. Harp zamanlarında bu birliklerini, devlete kiralarlardı.
Rişliyö kabinesinde Millî Savunma Bakanlığı ihdas etti. Sonra da Avrupa’nın en kalabalık kara ordusunu, silâh altına topladı. Piyade ve süvari mevcudu 150 bin civarında idi.
O devirleri sonradan inceliyen Voltaire, şunları yazar:
“...Türkler, diğer hususlarda olduğu gibi, askerlek san’atında da Hıristiyanlar’dan üstün idiler. Kandiye (Girit) önlerinde yaptıkları istihkâmları görerek, modern istihkâmcılığı biz onlardan öğrendik... Türkler, savaş tecrübesi, cesâret, azim ve zenginlikleri ile bizden okadar üstün idiler ki, Roma’yı fethedememiş olmalarına şaşmak gerekir...”
Gerçekten Kandiye’de Türk tabyalarını inceleyen Fransız Vauban, bütün Avrupa’da çok meşhur olmuştu. Çünkü daha sonraki yıllarda Besançon kalesini, Girit’te öğrendiği istihkâmcılık sâyesinde 9 günde düşürmüştü.
Avrupalılar, daimî ordularını henüz teşkil etmeye çalışırken, Osmanlı/TÜRK ordusu, 300 yıldır zafer üstüne zafer kazanıyordu.
Uluslararası Kamerî Aybaşları ve Hicrî Takvîm Birliği Kongresi 28 - 30 MAYIS 2016 / İSTANBUL - TÜRKİYE