Untitled Document

MENKIBE ....................... MERHAMET

Bâ­ye­zîd-i Bis­tâ­mî haz­ret­le­ri an­la­tı­yor: Be­nim za­ma­nım­da bin­ler­ce ve­lî var­dı. Hep­si de ibâ­det, ri­yâ­zet, keşf ve ke­râ­met sâ­hi­bi idi. Fa­kat as­rın ku­tup­lu­ğu üm­mî bir de­mir­ci­nin üze­rin­de idi. Ben bu işin sır ve hik­me­ti­ne kar­şı hay­ret­ler için­dey­dim. Ço­luk ço­cu­ğu­nun na­fa­ka­sı için ge­ce­li gün­düz­lü örs ba­şın­dan ay­rıl­ma­yan de­mir­ci­yi gör­mek is­te­dim. Bir­gün dük­kâ­nı­na git­tim. Se­lâm ver­dim. Be­ni gö­rün­ce, ço­cuk­lar gi­bi se­vin­di. El­le­ri­me sa­rıl­dı, uzun uzun öp­tü ve ben­den duâ ri­câ et­ti. He­nüz keşf âle­mi­ne  gir­me­miş ol­du­ğu için ma­kâ­mın­dan ha­ber­siz­di. Ben­den duâ is­te­yin­ce de­dim ki: ‘’Ben se­nin ayak­la­rın­dan öpe­yim de, sen ba­na duâ et.’’ O ise: “Be­nim sa­na duâ et­mem­le, içim­de­ki dert ha­fif­le­mez ki!’’ de­di. “Der­din ne­dir, söy­le, bir çâ­re ara­ya­lım’’ de­yin­ce, tek­rar: “Aca­ba kı­yâ­met gü­nün­de bun­ca in­sa­nın ha­li ne olur? Bu­nu dü­şün­mek­ten, bu­na yan­mak­tan baş­ka der­dim yok’’ de­di ve hün­gür hüngür ağ­la­ma­ğa baş­la­dı. Be­ni de ağ­lat­tı. O va­kit içim­de bir ni­dâ  duy­dum: [Bun­lar nef­sim nef­sim ken­dim] di­yen­ler­der de­ğil, üm­me­tim üm­me­tim di­yen­ler­den­dir.’’ He­men içim­de­ki hay­ret si­lin­di. Ku­tub­luk ma­ka­mı­nın bu de­mir­ci­ye ni­çin ve­ril­di­ği­ni se­zer gi­bi ol­dum. An­la­dım ki, böy­le­le­ri, sev­gi­li Pey­gam­be­ri­mi­zin kal­bi­ne doğ­ru­dur ve Onun ha­kîka­ti­ne maz­har­dır­lar. De­mir­ci­ye:”İn­san­la­rın azâb çek­me­sin­den sa­na ne?’’ de­dim. ‘’Ba­na mı ne? Be­nim fıt­ra­tı­mın ma­ya­sı, şef­kat su­yuy­la  yoğ­rul­muş­tur. Ce­hen­nem eh­li­nin bü­tün azâ­bı­nı ba­na yük­le­se­ler de, on­la­rı ba­ğış­la­sa­lar, ben se­âde­te ere­rim ve der­dim­den kur­tu­lu­rum’’ de­di.
De­mir­ci­nin dük­kâ­nın­da sa­at­ler­ce otur­dum. Soh­bet et­ti. O, na­maz­da okun­mak için farz mik­ta­rın­dan faz­la sû­re ve âyet bil­mi­yor­du. Bil­me­dik­le­ri­ni öğ­ret­tim. Ve ben kırk yıl­dır el­de ede­me­di­ğim ma’ne­vî de­re­ce­le­re yük­sel­dim. İçim feyz-i ilâ­hî ile dol­du. O va­kit iyi­ce an­la­dım ki, ku­tub­luk sır­rı baş­ka bir mâ’na imiş. O, fa­zî­let­le, ilim­le, ibâ­det­le el­de edi­len bir iş de­ğil sa­de­ce Al­lah ver­gi­si­dir.

¥ El atına binen tez iner.
¥ El kazanı ile ateş kaynamaz.

 





Featured Image 01